Avusturya’da İslam ve Müslümanlar üzerinden yürütülen tartışmalar yeni bir başlıkla devam ediyor. Bu kez gündemde “Legalist İslamcılık” var.

Avusturya Devlet Koruma ve İstihbarat Müdürlüğü (DSN), bazı İslami yapıların şiddet veya terör yöntemlerine başvurmadan, mevcut hukuk düzeninin sunduğu imkânları kullanarak toplum üzerinde uzun vadeli ideolojik etki oluşturmaya çalıştığını iddia ediyor.

DSN’ye göre bu durum demokratik hukuk devleti açısından uzun vadeli bir tehdit oluşturabilir.

Ancak tam da burada cevaplanması gereken önemli bir soru ortaya çıkıyor:

Bir insanın veya derneğin hakkını hukuki yollarla savunması hangi noktada devlet için “tehdit” hâline geliyor?

Hukuki yollara başvurmak hukuk devletinin sorunu değil, gereğidir

Bir kişi devletin aldığı bir kararı yanlış bulabilir. Bir dernek bir yasaya karşı çıkabilir. Bir aile kendisine verilen cezaya itiraz edebilir. Bir dini topluluk anayasal haklarının ihlal edildiğini düşünerek mahkemeye gidebilir.

Bunların tamamı demokratik hukuk devletinin vatandaşlara sunduğu yasal imkânlardır.

Bir kişinin düşüncesini beğenmemek başka, o kişinin mahkemeye gitmesini, avukat tutmasını, dernek kurmasını veya yasal yollarla hakkını savunmasını şüpheli bir faaliyet gibi göstermek ise bambaşka bir meseledir.

Eğer yapılan eylem suç teşkil ediyorsa hukuk devleti gerekli işlemi yapar. Ancak ortada suç yokken yalnızca insanların yasal imkânları kullanması üzerinden bir güvenlik tehdidi anlatısı oluşturuluyorsa, bu yaklaşımın da demokratik açıdan sorgulanması gerekir.

Başörtüsü konusunda da aynı soru ortaya çıkıyor

DSN ile yapılan röportajda, kızlarını başörtüsüyle okula gönderdikleri için ceza alan ailelerin cezalarını ödemeyi teklif eden dernekler de gündeme getiriliyor.

Burada önemli bir ayrım yapılmalı.

Bir dernek insanları kanunları ihlal etmeye teşvik ediyorsa bunun hukuki değerlendirmesini yetkili makamlar yapar. Nitekim DSN de bir derneğin ancak belirli hukuki koşullar altında kapatılabileceğini ifade ediyor.

Ancak bir aile uygulanan yaptırımın hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsa itiraz etmek, mahkemeye gitmek ve hukuki destek almak o ailenin hakkıdır.

Bu hakkın kullanılması başlı başına “İslamcı tehdit” olarak sunulmamalıdır.

İslam ile anayasa karşıtlığı birbirine karıştırılmamalı

Tartışmanın en hassas taraflarından biri de burada yatıyor.

İslam'a göre yaşamak isteyen bir Müslüman ile Avusturya'nın demokratik anayasal düzenini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir yapı aynı kategoriye konulamaz.

Bir insanın dini değerlerini savunması, çocuklarına dini eğitim vermesi, başörtüsünü savunması veya bir İslami dernekte faaliyet göstermesi tek başına anayasa karşıtlığının kanıtı değildir.

Eğer devlet belirli bir yapının anayasal düzeni ortadan kaldırmayı amaçladığını iddia ediyorsa, hukuk devletinde bunun somut eylemler ve hukuken denetlenebilir delillerle ortaya konulması gerekir.

Aksi hâlde “Legalist İslamcılık” gibi sınırları geniş yorumlanabilecek kavramlar, yalnızca gerçek aşırıcı yapıları değil, tamamen yasal faaliyet gösteren Müslümanları ve İslami kuruluşları da şüphe altında bırakma tehlikesi taşır.

Hukuk devletini hukuk yoluyla savunanlardan korkarak koruyamazsınız
Avusturya'nın radikalizm ve aşırılıkla mücadele etmesi devletin görevidir. Terör, şiddet, anayasal düzeni zor kullanarak ortadan kaldırma girişimleri veya suç teşkil eden faaliyetler karşısında gerekli tedbirlerin alınması da tartışmasızdır.

Fakat hukuk devletinin başka bir temel ilkesi daha vardır:

Devletin kendisi de hukukla bağlıdır.

İnsanların haklarını mahkemelerde aramasını, avukatlarla savunmasını, dernekler aracılığıyla örgütlenmesini ve devletin kararlarına hukuki yollarla itiraz etmesini problem olarak gören bir anlayış, korumaya çalıştığını söylediği hukuk devletinin temel mekanizmalarını sorgulamaya başlar.

Bugün mesele İslam üzerinden tartışılıyor olabilir. Ancak oluşturulan hukuki ölçütler yarın başka bir dini topluluğa, siyasi harekete veya sivil toplum kuruluşuna da uygulanabilir.

Bu nedenle tartışmanın yalnızca “Legalist İslamcılık tehlikeli midir?” sorusuna indirgenmemesi gerekiyor.

Asıl soru daha temel:

Avusturya, İslam adına gerçekten anayasal düzeni tehdit eden yapılarla mı mücadele edecek, yoksa İslam ve Müslümanlar söz konusu olduğunda insanların anayasanın kendilerine tanıdığı hakları hukuki yollarla kullanmasını dahi giderek bir güvenlik meselesi olarak mı görmeye başlayacak?

© www.havadis.at — Tüm Hakları Saklıdır.Havadis.at sitesinde yayımlanan haber, fotoğraf, video ve internet ortamında üretilen diğer tüm içerikler, Havadis Haber yönetiminin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz veya herhangi bir mecrada kullanılamaz.