gurkan.altmisdort @ havadis.at

Bir zamanlar çocuklarımızın nasıl bir eğitim aldığıyla, kimlerle arkadaşlık ettiğiyle ve hangi değerlerle yetiştiğiyle ilgilenirdik. Bugün ise hayatlarına yön veren görünmez bir güç var: Sosyal medya algoritmaları.

Özellikle 14–16 yaş arasındaki çocukların TikTok gibi platformlarda sergiledikleri bazı davranışlar, artık yalnızca bir sosyal medya alışkanlığı olarak değerlendirilemeyecek boyutlara ulaşıyor.

Daha fazla izlenmek, birkaç yüz beğeni almak, takipçi kazanmak veya kısa süreliğine gündeme gelmek uğruna yapılanlar, ciddi bir ahlaki ve toplumsal sorgulamayı hak ediyor.

Çocukluk ile yetişkinlik arasındaki sınır siliniyor

Henüz kişiliğini oluşturma aşamasındaki bazı kız çocuklarının, yetişkinlere özgü makyaj ve giyim tarzlarını taklit ederek kendilerini sosyal medyada sergilemeleri düşündürücü.

Yüzleri ağır makyajla kaplanmış, yaşlarının çok ötesinde görünmeye çalışan, dikkat çekmek için sürekli yeni pozlar ve hareketler deneyen çocuklardan söz ediyoruz.

Burada mesele bir kız çocuğunun makyaj yapması ya da nasıl giyindiği değildir. Mesele, henüz çocuk yaşta olan bireylerin değerlerini dış görünüşleriyle, aldıkları beğenilerle ve başkalarının ilgisiyle ölçmeye başlamasıdır.

Bir çocuğun kendisini olduğu gibi kabul etmek yerine, sanal dünyanın dayattığı görüntüye dönüşmeye çalışması, üzerinde düşünülmesi gereken bir sorundur.

Erkek çocuklarında şiddetin normalleşmesi

Diğer tarafta ise kavga, tehdit, kabadayılık ve güç gösterisini bir üstünlük işareti olarak gören bazı erkek çocukları var.

Şiddet içerikli dizilerden, sosyal medya videolarından ve sözde fenomenlerden etkilenerek konuşmalarını, yürüyüşlerini, hatta insanlara karşı tavırlarını değiştiren gençler görüyoruz.

Saygının yerini korkutmanın, özgüvenin yerini saldırganlığın, karakterin yerini gösterişin aldığı bir anlayış yaygınlaşıyor.

Oysa güçlü olmak, bir başkasını sindirmek değildir. Cesaret, kavga etmekle; saygınlık, tehdit savurmakla kazanılmaz.

Bir gencin kendisini ispatlamak için şiddete başvurmayı düşünmesi, yalnızca o gencin değil, ona sunulan rol modellerin de sorgulanmasını gerektirir.

Ahlak, görgü ve saygı neden geri planda kaldı?

Sosyal medyada artık ne kadar doğru, ne kadar terbiyeli veya ne kadar bilgili olduğunuzdan çok, ne kadar dikkat çektiğiniz önemsenebiliyor.

Bağıran, hakaret eden, kendisini küçük düşüren ya da başkalarını aşağılayan kişiler milyonlarca izlenmeye ulaşabiliyor.

Böyle bir ortamda yetişen çocuklara sabrı, nezaketi, mahremiyeti, ölçülü davranmayı ve başkalarına saygıyı nasıl öğreteceğiz?

Elbette her genç böyle değil. Bugün de son derece bilinçli, çalışkan, saygılı ve sorumluluk sahibi binlerce gencimiz var. Ancak bu gerçek, giderek görünür hale gelen olumsuz örnekleri görmezden gelmemizi gerektirmiyor.

Peki, anne babalar nerede?

Çocuğuna pahalı bir telefon almak, onun bütün ihtiyaçlarını karşılamak anlamına gelmez.

Bir anne veya baba, çocuğunun hangi içerikleri izlediğini, kimleri örnek aldığını ve sosyal medyada nasıl bir kimlik oluşturmaya çalıştığını bilmek zorundadır.

Ancak burada yalnızca aileleri suçlamak da kolaycılık olur. Okulların, medya kuruluşlarının, içerik üreticilerinin ve özellikle sosyal medya şirketlerinin de sorumlulukları bulunuyor.

Çocukların ilgisini mümkün olduğunca uzun süre ekranda tutmak üzerine kurulu bir sistemde, bütün sorumluluğu henüz 14 yaşındaki bir çocuğun omuzlarına yükleyemeyiz.

Asıl tehlike, yanlışın normalleşmesi

Toplumun geleceği yalnızca akademik başarıyla, ekonomik güçle veya teknolojik gelişmeyle güvence altına alınamaz.

Bir toplumun geleceği, yetiştirdiği neslin karakteriyle de şekillenir.

Eğer çocuklarımız kendilerine saygı duyulmasını sağlamak yerine dikkat çekmeye, sevilmek yerine beğenilmeye, başarılı olmak yerine viral olmaya yöneliyorsa ortada ciddi bir sorun vardır.

Üstelik ahlak yalnızca kıyafetle ya da dış görünüşle ölçülmez. Ahlak; dürüstlüktür, sorumluluktur, başkasının hakkına saygıdır, merhamettir ve gerektiğinde kendine sınır koyabilmektir.

Çocuklarımızı teknolojiden uzaklaştırmak zorunda değiliz. Ancak teknolojinin çocuklarımızın değerlerini belirlemesine de seyirci kalamayız.

Çünkü bugün birkaç saniyelik bir video uğruna kaybedilen yalnızca mahremiyet veya zaman olmayabilir.

Kaybedilen, bir neslin kendisine ve başkalarına duyduğu saygı da olabilir.

Ve belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şu: Çocuklarımızı biz mi yetiştiriyoruz, yoksa onları TikTok algoritmaları mı büyütüyor?

Gürkan Altmışdört