Lustenau’da yaşanan kavganın görüntülerini izlerken insanın içi acıyor. Sebebi neydi, tartışma nasıl başladı, ilk sözü kim söyledi, ilk hamleyi kim yaptı? Bunların elbette hukuki açıdan bir karşılığı vardır ve gerçeği ortaya çıkarmak yetkili makamların işidir. Ancak görüntülerde gördüğümüz bazı şeylerin hiçbir bahanesi olamaz.
Biz Türk toplumu olarak bu kadar vahşi, bu kadar duygusuz, bu kadar saygısız olamayız.
Kavga etmiş olabilirsiniz. Öfkelenmiş, kendinizi kaybetmiş olabilirsiniz. Fakat bir insana eşinin ve çocuğunun yanında saldırmak, hele ki yere düşmüş birinin üzerine üç kişi birden çullanıp vurmaya devam etmek ne delikanlılığa ne vicdana ne de bizim yetiştiğimiz değerlere sığar.

Türk demek edep demektir, adap demektir. Düşene bir tekme daha vurmak değil, düşeni yerden kaldırmak demektir.
Biz böyle öğrendik.
Türk’ün olduğu yerde adalet, hoşgörü, anlayış ve merhamet olmalıdır. Güç, üç kişinin yerdeki bir insana vurması değildir. Asıl güç, öfkeliyken kendine hâkim olabilmektir. Asıl delikanlılık, karşındaki savunmasız kaldığında geri çekilebilmektir.
Özellikle burada, Avusturya’da yetişen gençlerimize sesleniyorum:
Siz bizim göz nurumuzsunuz. Geleceğimiz, yarınımız, umudumuzsunuz.
Belki o birkaç dakikalık öfkenin yalnızca sizi ilgilendirdiğini düşünüyorsunuz. Ama öyle değil.
Siz o görüntülerle sabah saat 05.00’te kalkıp çoluk çocuğunun rızkı için fabrikaya giden Ahmet amcayı zor durumda bıraktınız.
Her sabah otobüste Avusturyalı iş arkadaşlarıyla işe giden Ayşe ablayı mahcup ettiniz.
Kulübünde Avusturyalı arkadaşlarıyla antrenmana çıkan Mertcan’ı, kendisinin hiçbir ilgisi olmayan bir olay hakkında açıklama yapmak zorunda bıraktınız.
En acısı da şu:
Yıllardır bu ülkede Türk gençlerine haksızlık yapılmasın, insanlar kökenleri nedeniyle yargılanmasın, birkaç kişinin yaptığı bütün bir topluma mal edilmesin diye mücadele eden insanların elini zayıflattınız.
Sizi savunacak, size sahip çıkacak insanları bile verecek cevap bulamaz hâle getirdiniz.
Olmadı gençler… Olmadı.
Yakışmadı gençler… Yakışmadı.
Çünkü yaptığınız yalnızca bir kavga olarak kalmıyor. Türkler ve yabancılar üzerinden popülist siyaset yapanlara da kullanabilecekleri yeni bir malzeme veriyorsunuz. Yarın birileri çıkıp birkaç kişinin yaptığı yanlışı bütün Türk gençlerine yüklemeye kalktığında bunun haksızlık olduğunu yine biz söyleyeceğiz. Çünkü birkaç kişinin davranışı binlerce insanı temsil etmez.
Ama siz de bize yardımcı olun.
Anne babalarınızın yıllarca emek vererek oluşturduğu itibarı birkaç dakikalık öfkeye kurban etmeyin. Bu ülkede alın teriyle çalışan, vergisini ödeyen, çocuk yetiştiren, komşusuyla ekmeğini paylaşan on binlerce insanın omuzlarına gereksiz bir yük bindirmeyin.
Ve unutmayın:
Bir insanı yere sermek güç değildir. Yerdekine el uzatabilmek güçtür.
Bizim gençlerimize yakışan da budur.
Kavga etmek değil konuşmak, öfkeye teslim olmak değil kendine hâkim olmak, düşene vurmak değil düşeni kaldırmak…
Çünkü biz çocuklarımızı böyle görmek istiyoruz.
Başları dik, vicdanları temiz, büyüklerine saygılı, küçüklerine örnek ve yaşadıkları toplumda kendilerine saygı duyulan insanlar olarak.
Bir yanlış yaptığınızda bunu söylemek de size sahip çıkmanın bir parçasıdır. Bu nedenle bugün sizi alkışlamayacağız, yaptığınızı savunmayacağız.
Tam tersine, yüzünüze karşı söyleyeceğiz:
Olmadı gençler.
Gerçekten olmadı.
Size hiç yakışmadı.

