Entegrasyon Bakanı Claudia Bauer ile Başbakan Christian Stocker, başörtüsü konusunda şaşırtıcı ve ani bir fikir değişikliğine gitti.
Hükümet çevrelerinden gelen “son dakika bilgilerine” göre, 14 yaşından küçük kız çocuklarına yönelik başörtüsü yasağından tamamen vazgeçilmekle kalmadı; düzenleme tam tersine çevrildi.
Yeni karara göre yarından itibaren Avusturya genelinde 14 yaşından küçük bütün kız çocuklarının okullarda başörtüsü takması zorunlu olacak.
Hükümetin bu radikal değişikliği “çocukların korunması ve toplumsal uyum” gerekçesiyle savunduğu, okullara da yeni uygulamanın nasıl hayata geçirileceğine ilişkin talimatların gönderileceği belirtiliyor.
Dahası, düzenlemenin yalnızca Müslüman ailelerin çocuklarını değil, dini inancı veya aile geçmişi ne olursa olsun ülkedeki bütün kız çocuklarını kapsayacağı ifade ediliyor.
Yani bir kız çocuğu istemese bile başını örtmek zorunda kalacak.
Çünkü artık onun ne giyeceğine kendisi değil, siyaset karar verecek.
Nasıl?
Okurken rahatsız oldunuz mu?
“Böyle saçmalık olur mu?”
“Devlet benim çocuğumun ne giyeceğine nasıl karar verir?”
“Bir kız çocuğuna istemediği bir kıyafet nasıl zorla giydirilebilir?”
diye düşündünüz mü?
Haklısınız.
Çünkü yukarıdaki haber gerçek değil. Bu bilinçli olarak kurgulanmış bir düşünce deneyidir.
Şimdi gelelim asıl meseleye.
Ben 14 yaşındaki kız çocukları başörtüsü taksın diye mücadele etmiyorum. Bir kız çocuğunun başını örtmesini istemek ya da istememek de benim haddim değil.
Benim itirazım çok daha temel bir noktaya:
Çocukların iradesinin yetişkinlerin siyasi ve ideolojik hesapları arasında kaybolmasına.
Bir aile kızına zorla başörtüsü taktırıyorsa bunu sorgulayalım. Hatta çocuğun iradesini koruyalım.
Fakat “Bir çocuğa ne giyeceği zorla dayatılamaz” diyorsak, aynı ilkeyi ters yönde de uygulamak zorundayız.
Çünkü “Başını örteceksin” bir dayatmaysa, devletin hiçbir bireysel durumu dikkate almadan “Başını örtemezsin” demesi de üzerinde düşünülmesi gereken bir müdahaledir.
Birincisini baskı, ikincisini otomatik olarak özgürlük ilan edersek çocukların özgürlüğünü değil, kendi tercih ettiğimiz yaşam biçimini savunmuş oluruz.
Ben başörtüsünü savunmuyorum.
Ben tercih hakkını savunuyorum.
Başını örtmek istemeyen kız çocuğunu zorlayan aileye de karşıyım.
Kendi iradesiyle örtmek isteyen kız çocuğunun karşısına siyasi otoritenin dikilmesine de.
Çünkü özgürlük, yalnızca bizim hoşumuza giden tercihlere tanınan bir ayrıcalık değildir.
Şimdi en baştaki hayali haberi bir kez daha düşünün.
Başörtüsünün çocuklara zorunlu tutulması sizi öfkelendirdiyse kendinize şu soruyu sorun:
Sizi asıl rahatsız eden başörtüsü müydü, yoksa birilerinin bir kız çocuğunun yerine karar vermesi miydi?
Eğer cevabınız ikincisiyse…
Aslında anlatmaya çalıştığım şeyi anlamışsınız demektir.
Gürkan Altmışdört

