Bir zamanlar mektuplar haftalarca yol alırdı, şimdi saniyeler içinde kıtalar aşan mesajlarımız var. Bir zamanlar bilgiye ulaşmak için kütüphanelerde saatler harcanırdı, şimdi birkaç tıklamayla her şey avucumuzun içinde. Evet, teknoloji bir mucize. Ama bu mucize, yanlış ellerde bir felakete de dönüşebilir.
Telefonlar ve internet… Başta sadece iletişim içindi, sonra her şeyin yerini aldı: arkadaşlıkların, oyunların, alışverişin, sohbetin, hatta bazen iç dünyamızın bile.
Doğru kullanıldığında bir anahtar:
Bilgiye açılan bir kapı, uzakları yakın eden bir köprü. Sevdiklerinle bir görüntülü aramada buluşmak, dünyanın öbür ucundaki bir kitaba saniyeler içinde ulaşmak, bir çocuğun gözlerine ışıltı katan eğitici bir uygulama… Teknolojinin iyilikle buluştuğu her an, insanoğlunun ilerleyişinin izidir.
Ama ya yanlış kullanırsan?
İşte o zaman bir uçuruma dönüşür.
Ekran başında geçirilen saatler, gerçek sohbetleri siler. Sanal dostluklar, gerçek dostlukların yerini alır. Duygular kısalır, sabır azalır. Bir bildirim sesiyle uyanan bir zihin, giderek bağımlı hale gelir. Göz göze bakmadan geçirilen bir gün, kalpleri uzaklaştırır. Ve ne acıdır ki, küçük bir ekran dünyamızı yönetmeye başlar.
Telefonun başında saatlerce kaybolan bir çocuk düşün. O çocuğun zihni neyle besleniyor? O ekran, hayal gücünü büyütüyor mu, yoksa sessizce çürütüyor mu? Ve biz yetişkinler… Gerçek bir dostluk kurmak yerine, sosyal medyada beğeni kovalamıyor muyuz?
Teknoloji nötrdür. Ne iyidir, ne kötü. Onu nasıl kullandığımızdır kaderimizi belirleyen. Kalemi kitap yazmak için de kullanabilirsin, karalama yapmak için de. Aynı şekilde internetle kendini geliştirebilir, ya da boşlukta kaybolabilirsin.
Asıl mesele kontrolü kimde olduğu. Sen mi yönetiyorsun ekranı, yoksa ekran mı seni?
Kendimize şu soruyu sormalıyız: Teknoloji bana hizmet mi ediyor, yoksa ben ona esir mi oldum?
Unutma, mucize ile facia arasında sadece bir karar mesafesi var.
Doğru kullanırsan teknoloji bir nimettir; yanlış kullanırsan, en sessiz yıkımdır.
Saygılarımla,
Gürkan Altmışdört

