Değerli dostlar. Geçtiğimiz günlerde arabesk müziğin unutulmaz seslerinden Şarkıcı Güllü'nün pencereden düşerek trajik ölümü, Türk kamuoyunda şok etkisi yaratmış ve bütün dikkatler bu olaya çevrilmişti. Yalova'daki evinin penceresinden düşerek ya da birileri tarafından itilerek hayatını kaybeden sanatçı geride yalnızca acı dolu şarkılarını değil, aynı zamanda uzun bir zamandır tartışılan bir konuyu da tekrar gündeme getirmiştir. Toplum bir kez daha gördü ki; Türkiye'de arabesk söyleyen kadınlar gerçekten de ''acıların kadını''dır. Hatırlarsanız 1970'li yıllarda ortaya çıkan arabesk şarkıların ''acıların kadını'' şarkıcı Esengül mafya tarafından yapıldığı iddia edilen ve İstanbul'da meydana gelen bir araba kazasından dolayı 24 yaşında iken hayatını kaybetmiş, daha sonra ise yine ''Acıların kadını'' şarkıcı Bergen defalarca saldırıya uğramış ve önce eşinin azmettirdiği bir kişi tarafından yüzüne bir kova kezzap dökülmüş ve daha sonra ise Adana/Pozantı'da eşi tarafından kurşunlanarak 30 yaşında iken öldürülmüştü. Şimdi ise şarkıcı namı-diğer ''Kasımpaşalı Güllü'' de iddiaya göre; kendi öz kızı (şüpheli) tarafından 6. kattaki evinin penceresinden atılarak öldürülmek istenmiş, kızı tutklanarak cezaevine gönderilmiştir.
Hayatı boyunca sahnede söylediği şarkılarla hep -çektiği acıları- anlatan şarkıcı Güllü, sonunda en ağır acıyı ise kendi evinin içinde yaşamıştır. Hiçbir annenin, hiçbir insanın ve hatta hiçbir canlının hak etmediği şekilde ölüme gönderilen Şarkıcı Güllü'nün hayatı bu olayla; bize, ihmal edilen ve gerekli ilgiyi görmeyen bir çocuk ile, bir ailede anne-baba-çocuk arasındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiği konusunu da tekrardan gindeme getirmiştir. Türk aile yapısına tamamen ters olan ve asla kabul edilmeyen bu olay Türk toplumunu derinden üzmüş ve şok etkisi yaratmıştır. Elbette ki hiç kimseyi kınanamak lazım ama bu olaydan da mutlaka ders çıkartmak gerekiyor. Türk toplumu nasıl oldu da bu hallere geldi.? Toplum olarak nereye gidiyoruz, neden önlem alınmıyor? Acaba daha neler, neler göreceğiz.? Bu arada dikkat ettiyseniz her nedense son zamanlarda Türkiye'de işlenen kadın/genç kız cinayetlerinin çoğu artık balkondan aşağıya atılarak işlenmektedir.! Bence devlet bu ahlak çöküşüne ve kötü gidişe bir dur demeli ve tedbir almalıdır.!
Televizyon kanallarından izlediğimiz kadarı ile Güllü'nün içerisinde bulunduğu zor şartlar, kendi kişisel sorunları, ekonomik sıkıntılar, aile içerisindeki sıkıntılar, kötü ortam ve kötü alışkanlıklar, mesleğinden dolayı ister istemez kullandığı alkol, sigara ve yasaklı madde bağımlılığı Güllü'nün ölümüne giden yolun taşlarını oluşturmuştur. Basına yansıyan bilgilere göre; tahminen bir anne ve kızı arasında olması gereken olumlu ilişki uzun zamandır kopmuş, defalarca küsmeler, tekrar barışmalar yaşanmış ve sonunda bu noktaya gelinmiştir. Bu konu sadece bir anne-kız arasında yaşanan bir aile dramı değil; Türkiye'deki toplumsal ahlakın çöküşü, bazı ailelerde yaşanan bitmişliğin, çürümüşlüğün ve yıkılmışlığın neticesi, psikolojinin, şiddetin, ihmalin, her şeyin üst üste ve patlama noktasına geldiği bir olaydır. Aslında Güllü'nün mesleğini icra ederken yaşadığı sahne ışıkları, şöhret, alkışlar, çiçekler, acılı şarkılar gece hayatı perdenin ön yüzü olup, hepsi de sahte ve çok yüzeyseldir. Oysa ki perdenin arka yüzü ise hiç de öyle değildir ve sahne hayatını yaşayanların içindeki karanlığı, yorgunluğu, acıyı, aile ve sahne arasındaki çıkmaz sokakları, çatışma, kavga ve yaralama olaylarını, içinde saklanan ama bir türlü anlatılamayan sorunları ise hiç kimse bilmiyor, görmüyor. Ve maalesef filmin sonu da çoğunlukla hep böyle acı ve ölümle bitiyor. İyi-kötü, zar- zor şartlarla büyüttüğün, bu yaşa getirdiğin, bir diploma sahibi olması için yalvardığın, kötü bir adama ve kötü bir yola düşmemesi için uğraştığın, gerekirse canını bile vermeyi göze aldığın bir evladının, katilin olma ihtimali ise tüyler ürpertici, hatta şok edicidir. Bu; bağıra bağıra geliyorun diyen ve bir -ölümün- son anlarını yaşamaktır.
Aslında ben bu yazımda şarkıcı Güllü'nün nasıl ve kim veya kimler tarafından öldürüldüğünü veya nasıl öldürüldüğünü değil, olayın anne-kız ilişkisini ve hepimizi derinden düşüncelere ve endişelere sevk eden olayın sosyal yönünü kaleme almak istedim. İddiaya göre şüpheli sıfatıyla hapishanede yatan ve öz kızı tarafından ölüme gönderildiği söylenen bir annenin trajedik sonunu yazmak istedim. Çünkü ortada sonu ölümle biten bir olay var. Sebebi ne olursa olsun acaba bir anne, öz kızı tarafından pencereden atılarak ölümüne sebep olabilir mi? Türk toplumunu şok eden, günlerdir bu şoku yaşayan ve cevabını arayan insanları etkileyen esas konu da budur.!
Şarkıcı Güllü 1973 yılında doğmuş, büyümeye başlayınca sesi ile ilgi toplamaya başlamıştır. 15 yaşından itibaren sahnelere çıkan, fantazi ve arabesk şarkı söyleyen ''Kasımpaşalı Güllü'' önceleri Roman havalarıyla etrafında çok sevildi ve müzik dünyasında yerini aldı. Toplum tarafından da sevilen, beğenilen ve topluma mal olarak ''Kasımpaşalıyım, eli maşalıyım'' diyerek sempati topladı. Güllü yıllar geçtikçe birçok albüm ve single şarkılar yaptı. Albümlerin satışı milyonları geçiyordu. Güllü iddiaya göre (şüpheli) öz kızı tarafından Çınarcık'ta 6. kattaki evinin penceresinden atılarak, aşağıya düşmesi sonucunda can verdi. Hiç kimsenin hayatı, nasıl yaşadığı, ne yediği, ne içtiği, ne giyindiği, ne kullandığı ve ne planladığı beni ilgilendirmiyor bu olayın aydınlanması gerekiyor. Daha önceden de belirttiğim gibi her ne sebeple olursa olsun ''bir kız çocuğu annesini pencereden aşağıya atarak ölümüne sebep olur mu.? Bence hiç bir anne hatta hiç bir canlı bunu hak etmiyor. Düşünebiliyor musunuz, kimbilir Güllü pencereden düşerken bile; bir anne olarak belki de gözlerinin önüne; kızını nasıl bir mutlulukla doğurduğunu, onu ilk defa nasıl bir heyecanla kucağına aldığını, emzirdiğini, büyümesini izlediğini, saçlarını taradığını, ilk adımlarını heyecanla saydığını, ilk doğum gününü kutlamasını, okula başladığı ilk günleri, aralarındaki şakalaşmaları, söylediği nasihatları, nişanlandığı, evlendiği ve bir torun sahibi olacağı günleri, fotoğraflarını çektiği günleri hayal etmiş ve gözlerinin önünden geçirmiştir.

İnanıyorum ki bugün bir imkan olsa Güllü bu düşmeden dolayı yaralı olarak kurtulsa idi, bir anne olarak yine de kızını affeder ve hapislerde yatmasını istemezdi. ! Kasımpaşalı Güllü 26 Eylül 2025 tarihinde Çınarcık'taki evin 6.katından düşerek öldü ama tüm toplumu acılara boğdu ve tüm insanlara ders gibi kızına söylediği aşağıdaki sözleri kaldı. Güllü'nün hala milyonlarca hayranı ve seveni var. Şimdi bundan sonra her acı çeken ve şarkılarında hep acıyı anlatan, acıyı okuyan diğer şarkıcı kadınlar gibi, şarkıcı Esengül ve şarkıcı Bergen gibi O'da '' Acıların Kadını'' olarak hatırlanacak ve hafızalarda kalacaktır.. Allah rahmet eylesin, mekanın cennet olsun Güllü! . Güllü'nün ölmeden önce kızına söylediği, medyada yayınlanan ders gibi sözlerini aşağıda paylaşıyorum. Bilmem bu sözler size hiç tanıdık geldi mi? Sevgi ve saygılarımla. Viyana. 19.12.2025.mk.
“Tamam, hayatını kim pislettiyse ona gideceksin o zaman. Anladın mı? Senin hayatının hangi döneminde düz bir şeyin vardı Tuğyan? Konuşturma beni.! He, Benim bu hayatta senden güldüğüm tek şey aldığın bir diploma. Bir tek mesleğin diploman. Onun dışında bana şöyle elini kafanın arasına koy bakalım. Ben bu kadına, bu kadına neler yaşattım? Bu kadın hangi dönemlerde, hangi zamanlarda benim arkamda durdu.? En kötü zamanında kim vardı yanında? Burada dizime kapanıp ağladığını unutma. Haklıymışsın anne dediğini, He? Mahmut'tan boşandıktan sonra. Hatırla bakalım. Kim vardı yanında? Ben düşmanıma bile öyle bir şey demem oldu yani. Bana yaşattıklarını sen de yaşayacaksın. Biliyorsun değil mi?
Hani sen de annesin ya.! Bana yaşattıklarını sen de yaşayacaksın. İşte o zaman ben olmayacağım. O zaman da artık mezarıma gelir ağlarsın, sızlanırsın. Ama sen onu da yapmazsın. Yücelendiğine kaç kere teşekkür edeyim? Orada bir saat çocuk alıp sokakta bir küfür edebilmek veya iki- üç çikolata alıp oyuncak almakla annelik olmuyor. Anladın mı? Hani ben seni yetiştirememişim yani. Ben sana analık yapamadım ya.! Saçımı süpürge etmedim ya.! Gecelerce uykusuz kalmadım ya.! Yıllarca eve gelemedim ya ben çalışmaktan. Sadece sizi okutayım, Sizin diplomanızı elinize alın diye. Teşekkürünüz bu.! He pardon, çoğul konuşuyorum. Teşekkürüm bu. Allah razı olsun oğlumdan. Emin ol seninle ne ilgilenirim ama orada bile yine kendi menfaatlerini düşünüyorsun, kaçıyorsun. Kendi evladından kaçıyorsun. Ben de bilirdim sizi babanıza bırakmaya ama bırakmadım, mücadele ettim. O kadar bencilsin ki, sen o kadar bencilsin ki, 2,5-3 yaşında bir bebeğin, o mazlumun bile ahını alıyorsun. Ya ama bu dünya sana kalmayacak.”
Sevgi ve saygılarımla.
19.12.2025. mk.

