Değerli dostlar, memleketine, kasabasına, köyüne geri dönünce veya gurbette vefat edince ahirete irtihal eden, öbür dünyaya mutlu giden bir gurbetçi var mı acaba? Şimdi sorsalar acaba gurbetçiler başlarına gelen bu kadar acı, hasret ve hüzün dolu yıllardan ve vefasız olaylardan sonra başlarına bunların geleceğini bilselerdi Avrupa'da çalışmaya gelirler miydi? Karşılaştığı bütün kötü olaylara karşı göğüs geren ama hep susan, içine atan, boyun eğen gurbetçi hem çalıştığı ülkelerde dışlanmış ve hem de geldiği ülkenin düşüncesiz ve hayırsız bürokratları tarafından ötelenmiş, geleceği düşünülmemiş, planlanmamış, istek ve gereksinimleri karşılanmamış, göz ardı edilmiş ve gurbetçilerin beklentilerini karşılamayan kararlar alınmıştır. Bunun tersi olsaydı zaten bu sorunlar olmaz ve yaşanmazdı!
Hayatlarının bu kadar olumsuz değişeceğini, kendilerini bekleyen kötü ve acımasız yılların problemler içerisinde geçeceğini bilselerdi acaba Avrupa'ya gelirler miydi? Peki hata sadece gurbetçide miydi? Elbette ki Hayır! Türk işçisine ihtiyacı olan ve çalıştırmak üzere ülkelerine davet edenler ve onları gurbete gönderenlerin hiç mi hataları yok? Bu konuda her iki tarafta uzmanlar, akademisyenler ve bilgi sahibi insanlardan hiç mi görüş almadı? Ya da yanlış kararlar mı alındı? Gurbetçilerin ilerideki yıllarda nelerle karşılacakları, gittikleri ülkelerde kalıcı olacaklarını hatta çoğalacaklarını, nüfuslarının milyonları bulacağını ama bir gün bulundukları ülkelerin halkları tarafından isteyenmeyeceklerini, geri gönderilmek için belki de her yolu deneyecekleri hiç mi düşünülmedi? Çocukları ve torunları olacağını ama günün birinde onları buralarda bırakıp gideceklerini, onlardan uzak kalabileceklerini, ayrıca çalışma hayatının yanında hastalık, ayrılık, boşanma, ölüm, ailelerin parçalanması, sorunlu ailelerdeki çocukların veya torunların ailelerin elinden alınarak dili, dini, ırkı ve geleneği ayrı yabancı ailelere verileceğini, gurbetçilerin diğer ihtiyaçları hiç mi düşünülmedi? Bütün bunları gözardı edip, gurbetçiyi hep ucuz emek ve iş gücü olarak görenlerle, onları döviz makinası ve oy pusulası olarak gören hükümetlerin hiç mi suçu yok?
Maalesef 65 yılın sonunda sonuç ortada! Pasaportunu eline verip, benden bu kadar deyip, gurbetçinin sömürülmesine, aldatılmasına, yalnız bırakılmasına, istek ve ihtiyaçlarının yıllarca göz ardı edilmesine, gittikleri ülkelerde kalsınlar, geri dönmesinler, memleketteki işsizliği çoğaltmasınlar, bizden de bir şey istemesinler ama buraya da gezmeye gelsinler, alış-veriş yapsınlar, para bıraksınlar, hasret giderip geri dönsünler diye düşünenler, gece ve gündüz, çoluk-çocuk binlerce kilometre yol katerek yorgun, aç, susuz ve uykusuz, bitkin bir vaziyette, onları yaz aylarının sıcağında gümrük kapılarında arabanın içerisinde bekleten bürokratların hiç mi suçu yok? Her yıl Avrupa'yı gezen, gurbetçilerle görüşen, onların dertlerini ve isteklerini not edip Ankara'ya gönderen ama hiç bir olumlu sonuç alamayınca yazdıklarının sonucunu takip etmeyen gurbetçi temsilcilerinin hiç mi suçu yada ihmali yok? Bu konuda Avrupa'daki gurbetçileri temsil eden parti, dernek ve Sivil Toplum Kuruluşlarına da büyük görevler düşmektedir. Bugün Avusturya'da bütün derneklerimizi bir araya toplayan güçlü bir ÇATI derneğinin bile olmaması önemli bir eksiklik değil mi?
Oysa ki, Avusturya'daki talep ve sorunları Türk ve Avusturya devlet makamlarına aktaracak bir ÇATI derneği büyük önem taşımaktadır. Sonuçta büyük hayallerle yurt dışına çalışmak üzere gidenler bu ülkenin vatandaşı ve bir insanıydı! Onlar, dilini bile bilmediği, dini ayrı, ırkı ayrı, yemesi, içmesi ayrı, gelenekleri ayrı bir ülkeye gidiyorlardı. Elbette ki çoluk ve çocukları olacaktı, çoğalacaklardı, memleketlerini, çocukluk yıllarının geçtiği, büyüdükleri yerleri bırakıp sonu belli olmayan, neyle karşılaşacakları bilinmeyen bir hayata gidiyorlardı. Hayalleri gerçekleşmeden, istekleri olmadan, yıllar geçtikçe memleketindeki yakınlarını bir bir kaybeden, kimi zaman hastasına, düğünlerine ve cenazelerine bile gidemeyen, kendinden başka herkesi düşünen ama hiç bir yerden bir hayır ve vefa görmeyen, son zamanlarda da bazı gizli ve art niyetli eller tarafından ''Gurbetçi'' denilerek küçük gösterilmeye çalışılan, dışlanmak istenen, vatan sevgisi bile çok görülen, kendisini sahipsiz ve ötelenmiş olarak düşünen milyonlarca insan hala sorun ve taleplerine cevap beklemektedir.
1.nesil Avrupa'da çok duygu, özlem ve hasret dolu yıllar geçirdi. Genç yaşta gelen, heykeli dikilecek insanlar kendi hayatlarını gurbete feda etti ve toprağa gömüldü. Sıla yollarında çok acı ve ölümlü kazalar yaptı, yaralandı, can verdi, yakınlarını kaybetti. Yıllar sonra emekli olup dönmeyi tercih edenler oldu ama çoğu hala buralarda, yıllarını verdikleri Avrupa ülkelerinde zaman doldurmakla meşgul olmaktadır. Yaşadıkları ülkelerde gördükleri ve karşılaştıkları kötü olaylardan dolayı vefat edenler -mezarlıkları parçalanır diye- cenazelerini bile burada bırakmayıp, memleketlerine gönderilmesini istemekte ve hatta bu konuda yakınlarına sözlü vasiyetlerde bulunmakta yada bunu bir kağıda yazıp ceketinin cebinde saklamaktadır. 1.nesil gurbetçinin arabası da, bavulu da, elbisesi de, tabutu da hasret yüklüdür. Gurbetçi kırgın, kızgın, acı ve hüsran doludur. Avrupa'ya geldiğinden dolayı pişmanlık doludur. Bir yandan yanlış tasarruflar, bir yandan aldatılmışlık, bir yandan da vefasızlık gurbetçiyi en çok üzen 3 şey olmuştur.
Avrupa'da yıllardır huzursuz ve diken üzerinde oturan ve yaşamaya çalışan gurbetçi için devletimiz Türk işçisi çalıştıran Avrupa ülkelerine ''Biz, vatandaşlarımızı siz yakasınız, öldüresiniz ya da hakaret edesiniz diye göndermedik'' diyebilir, sahip çıkabilir ve hatta hesap sorabilirdi! Ancak, Avrupa ülkelerinden görmediği vefayı, hoşgörü ve anlayışı kendi devletinden bile görmeyen gurbetçilerin çoğu yıllar sonra hayal kırıklığı içerisinde, son yıllarını tek başına veya bazen 2-3 arkadaş bir arada, dernek, pansiyon veya otel odalarında, yardıma muhtaç ve yoksulluk içerisinde geçirmeye çalışmakta, kapısını bile çalan birisi olmamaktadır. Gurbette geçen uzun yıllar nedeniyle Türkiye'deki anne, baba, kardeş, akraba ve yakınlarını kaybeden gurbetçilerin gurbetteki yaşıtları bile tükenmek üzeredir.
Peki, yıllardır yazarız ama gurbetçinin hala çözülemeyen istek ve beklentileri ne zaman çözülecektir? Ne beklenmektedir? Gurbetçinin kesin dönüş yaparken bir araba, traktör ya da ev alıp geri dönerim diye yola çıktığı Avrupa'dan bir araba alıp vergisiz ve gümrüksüz memleketine götürmesine imkan verilmemiştir. Aksine bir araba ithali için gurbetçiden hala %100 gümrük vergisi istenmektedir. Türkiye'de ikamet eden Almanlara, İngilizlere, Fransızlara ve diğer yabancılara gümrüksüz ve vergisiz araba ithali ve mavi plaka alma hakkı verilirken, yabancıya verilen aynı haklar maalesef T.C. vatandaşlarına ve Mavi Kartlı emekli vatandaşlarımıza verilmemiştir. Ayrıca, Almanya ve Fransadaki vatandaşlarımızın Türkiyeye tatile gittiklerinde acilin dışında normal şartlarda bile hastanelerimizde tedavi olma imkanı verilmiş ama Avusturya'daki vatandaşlarımıza bu haklar verilmemiş ve sadece acil durumlarda ve tedavi masrafı vatandaşlarımız tarafından karşılanmak şartıyla izin verilmiştir.
2019 yılına kadar uygulanan 1111 sayılı askerlik kanunu ne olduysa aniden kaldırılarak yurt dışındaki çifte vatandaşların bulundukları ülkelerde yaptıkları temel askerlik 7179 sayılı kanunla kabul edilmez olmuş ve çifte vatandaş gençlerimize dövizle askerlik yapma şartı getirilmiştir. Mavi kartlılara geri dönüşlerinde kullanılmış ev eşyalarını getirme hakkı yasaklanmıştır. Emekli olan, eşini kaybeden, yalnız kalan, memlekette bile kimsesi kalmayan ve memleketine geri dönemeyen vatandaşlarımız için yaşadıkları ülkelerle bir anlaşma yapılarak ortaklaşa ''Yaşlı Bakım ve Huzurevi'' yapılabilirdi, Vatandaşlarımız tarafından çok defa teklif edilmesine rağmen yapılmamıştır. Hatta buralarda sorunlu ailelerin ellerinden alınan ve yabancılara verilen Türk çocukları bile kalabilirdi. 1 yıldan fazla süre ile Türkiye'de kalan vatandaşlarımızın Avusturya'ya gelmesinin engellenmesi çözülebilirdi.
Yabancı plakalı taşıtların Türkiye'de TÜV alabilmeleri veya onlara da geçici mavi plaka verilebilirdi. Yasaklı maddelere bulaşmış çocuklarımızın tedavileri anavatanları Türkiye'de yapılabilirdi. Avrupa'daki bütün ülke vatandaşları Türkiye'ye kendi kimlik kartları ile gidebilirken Avusturya'daki mavi kartlı vatandaşlarımızdan hala pasaportlarında en az 2 aylık süre istenmesi kaldırılabilirdi (halbuki yabancılar kendi ülkelerin kimlikleri ile bile Türkiye'ye girebiliyor ama Türk vatandaşları Türk kimliği ile Türkiye'ye giremiyor. Bu nasıl bir kanun?) Cumhurbaşkanımızın da söz verdiği gibi yabancı taşıtların yurt dışında kalma süreleri 185 günden 30 güne indirilebilirdi. Türkiye'ye her yıl giden bir gurbetçi ailesinin bir aylık masrafı ortalama olarak en az 5-6 bin Euro olmaktadır. THY gurbetçi ailelere izin dönemlerinde indirim kampanyaları yapabilirdi. Turist bakımından dünyanın en şanslı ülkelerinden birisi de herhalde Türkiye'dir, çünkü Türkiye'nin yurt dışında yaşayan 7,5 milyon vatandaşı bulunmakta ve bunların çoğu her yıl Türkiye'ye tatile gitmektedir. Gurbette yaşayan Temsilciliklerimiz vasıtasıyla Dünya Emekliler günü veya başka bir günde ara sıra emeklilerimizi bir araya getirerek başta 1.nesil vatandaşlarımızın gönülleri alınabilirdi.
Gurbetçilerimize bir vefa borcu olarak 1.nesil gurbetçilerimizin anısına Kapıkule ve İpsala Gümrük kapılarının giriş ve çıkışına bir ''Gurbetçi ailesi heykeli'' dikilebilirdi. Başta 1. nesil olmak üzere çoğu -emekli- gurbetçi son yıllarda geçim sıkıntısı içerisinde tek başına yaşamakta, sosyal yardım aldıkları halde geçinemeyenler ise çöp kutularından şişe, kışın yakmak için göl ve ırmak kenarlarından odun toplamakta, veya ek iş yaparak geçinmeye çalışmaktadır. Gurbetçi yorgun, gurbetçi üzgün, gurbetçi devletimizden ilgi, vefa, sorun ve beklentilerinin çözülmesini bekliyor. İstedikten sonra gurbetçiler için yapılacak çok şey var ama maalesef onun için de burada sayfalar dolusu yazmam gerekecektir. Bu nedenle ''Emekli Gurbetçiden Bir Mektup Var'' yazı serisini burada bitirmek zorundayım. Biliyorum, uzun bir yazı serisi oldu, sizi yordum ama kusura bakmayın ve hakkınızı helal edin. Ayrıca, elbette ki bu yazılarım halinden memnun olanları kapsamamaktadır.
Sevgi ve saygılarımla.
Viyana. 21.06.2026.mk.

