muammer.kelesoglu @ yahoo.com

Değerli dostlar. Bundan önceki yazılarımda Amerika'nın kendi ürettiği 11 Eylül 2001 tarihindeki bina saldırısı olayından hemen sonra özellikle Müslüman ülkelere ve o ülkelerin yöneticilerine yönelik başlatılan acımasız askeri operasyonları tıkır tıkır işlemeye devam ediyor. Amerika; sırası gelen devletlere yapmayı planladığı ülke liderlerini ''devirme ve devletlere el koyma'' saldırılarını, genellikle hep petrol doğalgaz, altın ve diğer yeraltı zenginlik kaynakları bol olan ülkelere yönelik olmuştur. Örneğin; Önce Irak lideri Saddam Hüseyin ''Kitle İmha Silahları Ürettiği'' bahanesiyle ve bir askeri operasyonlarla yakalanarak 30 Aralık 2006 tarihinde Kurban bayramının ilk günü asılarak idam edilmiştir.

Saddam Hüseyin'in kitle imha silahları üretmediği sonradan anlaşılmış ama iş işten geçmiş ve bu arada Amerika Irak savaşı ve Saddam Hüseyin'in devrilişi sırasında 3 trilyon dolar harcama yaptığını bahane ederek ''Yaptığım savaş masraflarını geri almam lazım diyerek'' Irak'ın tüm petrol ve diğer yeraltı zenginliklerine el koymuştur. Amerika yıllardır Irak'ı kendisi yönetmekte ve Irak'tan dünyaya ihraç edilen tüm petrol gelirleri önce Amerika merkez bankasına gönderilmekte ve daha sonra ise petrol geliri paranın bir miktarı ''geçinebilmesi'' için Irak'a verilmektedir. Irak'taki tüm petrol şirketleri Amerikalılar tarafından yönetilmektedir. Irak'a özgürlük ve demokrasi getireceğini vaad eden Amerika, Irak'a sadece kan ve gözyaşı getirmiş, Irak halkı bugün Saddam'ı bile arar olmuştur. Amerika Saddam'ın devrilmesinde kullandığı 5.000 civarındaki Iraklı ajan ve işbirlikçilerini ise bir gecede uçaklarla önce bir adaya, sonra da Amerika'ya kaçırarak onlara oturma izni vermiştir.

Uluslararası hukuk tanımayan Emperyalist Amerika daha sonra ise Libya petrollerine el koymayı ve Libya lideri Muammer Kaddafi'yi devirmeyi planlamıştır. Önce 2011 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Kaddafi, oğulları ve rejiminin diğer üst düzey yetkilileri hakkında "insanlık suçu" işlediklerine dair bir soruşturma başlatmıştır. Bu suçlamalar genellikle sivillere yönelik yaygın ve sistematik saldırıları, öldürmeleri ve yaralamaları da kapsamaktaydı. Daha sonra ise Kaddafi'yi ''rejime muhalif olanları'' kaçırıp, öldürttüğü iddia edildi. Ayrıca zamanın Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin Fransa'da yapılan bir seçim kampanyası sırasında Kaddafi'den maddi yardım aldığı da iddia edilmişti. Libya gün geçtikçe karışıyor ve Libya halkına da sürekli olarak demokrasi ve özgürlük vaad ediliyordu.

Kaddafi'de Saddam gibi o çok güvendiği, televizyon ekranlarında askeri yürüyüşlerde izlediğimiz,uzun boylu, gösterişli, silahlı ve görünce çevresine korku veren, en yakın ve en sadık korumaları tarafından ele geçirildi. Kaddafi, 20 Ekim 2011 tarihinde kendi memleketi olan Sirte'de bir kanalizasyon borusunun içerisinde yakalanarak öldürüldü. Öldürüldükten sonra bir pazar yerindeki soğuk hava deposunda bir süre bekletildi ve herhangi bir olay çıkmaması için Sahra çölünde bilinmeyen bir yere, islami usullere göre defnedildi. Böylece; Amerika; kendisi ile birlikte çalışmak istemeyen, ülkesinin petrollerini Amerikan şirketlerine teslim etmeyen, ucuza satmayan, bir devlet başkanını daha ortadan kaldırıp, bir ülkeye daha el koymuştu. Tabi ki her zaman olduğu gibi geriye zayıflamış, daha da fakirleşmiş ve karmakarışık bir Libya ve bir millet bırakmıştır.

Amerika yıllardır Türkiye'de de çeşitli karışıklıklara sebep olmuş, defalarca askeri darbeler yapmış, her darbeden sonra Türkiye'nin yönetimine Amerika'dan insanlar göndermiş ve Türkiye'yi yönetmeye çalışmıştır. 1980 öncesi de Türkiye'yi karıştırmak için onbinlerce insanımızın ölmesine, asker, polis ve devlet görevlisinin şehit olmasına sebep olmuştur. 1974 yılında Kıbrıs Barış harekatımızı bahane ederek Türkiye'ye en az 10 yıl ambargo koymuş ve Türkiye yıllarca mazot, elektrik, ilaç, su, yağ, tuz, şeker ve bir çok sıkıntılarla yaşamaya çalışmıştır. O yıllarda Türkiye'de memur iken mazot yokluğundan ve kaloriferler çalışmadığından dolayı büroda palto ile oturduğumuz ve bu nedenle Başbakan S.Demirel'in; ''Mazot var da biz mi içtik'' meşhur sözlerini hiç unutamam. Türkiye'de olaylar artıyor ve hiç kimse durduramıyordu. Türkiye'deki insanların ''Yeter artık ne olacaksa olsun'' dediği bir sırada Amerika bir askeri darbe daha yaptırmış ve hatta Amerikalı bir senatörün darbe yapan generaller için ''Bizim çocuklar çok iyi bir iş başardı'' dediği bile duyulmuştu.

Amerika hepinizin bildiği gibi Suriye'de de darbe planları yapmış, Suriye'yi karıştırmış, milyonlarca Suriye'li ülkesini terk etmek zorunda kalmış, milyonlarca Suriye'li olaylar sırasında can vermiştir. Sonunda; Beşir Esad ve ailesi Rusya'ya kaçınca Suriye'nin başına da, önceleri başına 10 milyon dolar koyduğu, kendi adamı Şara'yı getirmiş ve böylece Amerika Suriye'yi ve Suriye'nin petrolüne el koyarak bir devleti daha ele geçirmiştir. Amerika Trump ile petrol, doğalgaz, altın, değerli yeraltı elementleri ve diğer yeraltı zenginlikleri olan ülkeleri ele geçirmeye devam etmektedir. Ortağı ve maşası israil ile birlikte Gazze ve Filistin'de 70 binden fazla insanın ölümüne sebep olmuş, uluslararası hukuku hiçe sayarak ''Uluslararası hukuku tanımıyorum'' diyerek Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Birleşmiş Milletler kararlarını da uygulamayacağını belirtmiştir.

Amerika geçmişte de bir çok ülkeye demokrasi, barış ve özgürlük getireceğini veya o ülkelerdeki ayrılıkçı örgütlere devlet ve toprak vaad ederek iç işlerine karışmış ve karıştırmıştır. Amerika yıllar önce İran'da Musaddık, Reza Pehlevi, Guetemela'da Albenz, Irak'ta Kasım, Küba'da Castro, Panama'da Noriega, Haiti'de Aristide ve Duvaller, Honduras'ta Zeleya'yı da devirmiş ve o ülkeleri ya ele geçirmiş, fakirleştirmiş ve sömürmüştür. Amerika daha geçtiğimiz günlerde Venezuela'nın petrollerine göz koymuş, ''uyuşturucu ticareti'' yaptığını bahane ederek Venezuela devlet başkanı Maduro'yu bir gecede eşi ile birlikte yatağından alarak kaçırmış ve şimdi ise İran'ı karıştırarak İran petrollerine ve doğalgazına göz koymuştur.

Amerika devlet başkanı Trump Saddam, Kaddafi, Esad, ve diğerleri yetmiyormuş gibi oturduğu yerden planlar yaparak yada ''sömürgeci küresel sermaye'' önüne ne koyarsa o planı uygulayarak adeta yemek sipari verilen şirketler gibi yani ''Getir bana bir hamburger'' der gibi, ''Getir bana bir Maduro, Getir bana bir Hamaney, getir bana bir Küba, getir bana bir Grönland, getir bana bir Kolombiya'' der gibi siparişler vermekte, dünyaya korku salmaktadır. Anlaşılan artık dünyada bir orman kanunu işlemekte ve artık kralların, kraliçelerin, cumhurbaşkanlarının ve hiç kimsenin can ve mal güvenliği bulunmamaktadır. Amerika tüm insanlara böyle bir korku vermek ve sindirmek istenmektedir. Aslında Trump'ın Grönland ve Danimarka'yı tehdit etmesi ile Avrupa'daki liderleri de bir korku aldığı hissedilmektedir. Çünkü güçlü olanın zayıf olanı ezdiği ve bir Orman kanunu dönemine girildiği görülmektedir. Bakalım sıra kime veya hangi ülkeye gelecek. Herkes bu soruyu şimdiden sormaya başlamıştır. Bakalım Trump bundan sonra bir yemek siparişi verir gibi kime ''Getir bana bir ......Bol petrollü olsun.'' diyecektir.!. Son söz ''Amerika'ya güven olmaz, sizi ortada bırakabilir. Başka Türkiye yok, Sınırlarımıza komşu devletlerdeki gelişmeleri takip ederek vatanımıza sahip çıkmamız lazım''

Sevgi ve saygılarımla.

Viyana. 12.02.2025.mk.