Avusturya’da Entegrasyon Bakanı Claudia Bauer’in (ÖVP) “Siyasal İslam”ın yasaklanmasına yönelik bir düzenleme hazırlatmasıyla başlayan tartışmaya akademik dünyadan dikkat çekici bir eleştiri geldi.

Viyana Üniversitesi’nde uzun yıllar İslam Bilimleri alanında görev yapan Prof. Rüdiger Lohlker, Der Standard için kaleme aldığı yorum yazısında, “Siyasal İslam” kavramının Avusturya siyasetinde kullanılma biçimini sorguladı.

Lohlker yazısına oldukça sert bir tespitle başlıyor: Siyasetin bazı kesimleri gerçek sorunlara çözüm üretemediğinde İslam’ın yeniden gündeme getirildiğini ve özellikle “Siyasal İslam” başlığı altında bir tehdit görüntüsü oluşturulduğunu savunuyor.

“Siyasal İslam denilen şey tam olarak nedir?”

Lohlker’in temel itirazı, kavramın sınırlarının belirsiz olmasına dayanıyor.

Akademisyene göre nasıl homojen ve tek biçimli bir “İslam”dan söz etmek mümkün değilse, bütün siyasi ve toplumsal İslami hareketleri kapsayabilecek tek bir “Siyasal İslam” tanımı yapmak da sorunlu.

Lohlker özellikle şu soruya dikkat çekiyor:

İslam nerede biter ve “Siyasal İslam” nerede başlar?

Ona göre mevcut siyasi söylem bu sınırı yeterince açıklamıyor.

“Siyasal İslam” kavramının dört farklı kullanımı

Lohlker, kavramın aslında birbirinden oldukça farklı dört alanda kullanıldığını belirtiyor.

Bunlardan ilki, Avrupa’da Müslümanları veya belirli Müslüman grupları toplumsal bir tehdit olarak gösteren siyasi ve medyatik mücadele kavramı.

İkincisi, özellikle 2010'lu yıllardaki Arap ayaklanmalarının ardından bazı Arap ülkelerinde Müslüman Kardeşler gibi yapıların mevcut rejimler açısından oluşturduğu siyasi tehdit. Lohlker, burada ilk kategoriden farklı olarak gerçek bir siyasi kaygının bulunduğunu kabul ediyor.

Üçüncü kullanım ise Endonezya gibi ülkelerde dışarıdan gelen Selefi, Müslüman Kardeşler benzeri, cihatçı veya Hizb ut-Tahrir çizgisindeki hareketlerin demokrasi üzerindeki etkisine ilişkin tartışmalar.

Dördüncü ve Lohlker’e göre bilimsel açıdan daha kullanılabilir yaklaşım ise İslam’dan hareket eden kişi ve örgütlerin ulus devlet içerisinde siyasi faaliyette bulunmaları.

“Siyasi faaliyet suç değildir”

Lohlker’in eleştirisinin merkezinde önemli bir ayrım bulunuyor.

Bir kişinin veya kuruluşun dini değerlerden hareket ederek siyasetle ilgilenmesinin tek başına aşırılık veya suç olarak değerlendirilemeyeceğini savunuyor.

Bu noktada tartışmayı bilinçli olarak uç örneklere taşıyarak kavramın sınırlarının belirsizliğini göstermeye çalışıyor:

Dindar bir insan seçimlerde oy kullandığında siyasi bir faaliyette bulunmuş olmuyor mu? Dini gerekçelerle mültecilere yardım etmek, çevreyi veya hayvanları korumak siyasi bir davranış sayılacak mı? Kamusal alanda ibadet etmek siyasi bir mesaj olarak değerlendirilebilir mi?

Lohlker’e göre bu sorular, “Siyasal İslam” kavramının hukuki bir yasağın temeline dönüştürülmeden önce çok daha kesin biçimde tanımlanması gerektiğini gösteriyor.

Aşırılıkçı İslamcı yapıların varlığını reddetmiyor

Lohlker’in yazısında yaptığı önemli bir ayrım da burada ortaya çıkıyor.

Akademisyen, İslam dini üzerinden meşrulaştırılan terörist, dışlayıcı ve otoriter akımların bulunmadığını söylemiyor.

Tam tersine, bu tür yapılanmaların var olduğunu ve bunlarla mücadele edilmesi gerektiğini açıkça belirtiyor.

Eleştirisi, aşırılıkla mücadele adı altında sınırları belirsiz bir kavramın kullanılması ve bunun normal dini veya siyasi faaliyetleri de kapsayabilecek şekilde genişletilmesi ihtimaline yönelik.

“Oy kazanmak için çıkarılan yasalar hukuk devletiyle bağdaşmaz”

Yazının siyasi açıdan en sert bölümlerinden biri ise yasağın arkasındaki motivasyona ilişkin.

Lohlker, belirli olayların ardından hızla hazırlanan ve seçmen desteği kazanmayı amaçladığını düşündüğü düzenlemeleri hukuk devleti açısından problemli buluyor.

Avusturya'nın bu konuda geçmiş deneyimlerine de işaret eden akademisyen, “Operation Luxor” operasyonunu hatırlatıyor.

Lohlker’e göre geçmişte yaşanan bu tecrübe, aşırılıkla mücadelede siyasi söylem ile hukuki gerçeklik arasındaki ayrımın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Asıl tartışma: Aşırılık nerede başlıyor?

Lohlker’in değerlendirmesi, aslında Avusturya’da son günlerde yaşanan tartışmanın merkezindeki soruyla örtüşüyor:

Aşırılıkla mücadele ile meşru dini ve siyasi faaliyet arasındaki sınır nerede çizilecek?

IGGÖ de Bauer’in açıklamalarına verdiği yanıtta benzer biçimde aşırılıkçılığın her türünü reddettiğini, ancak yeni bir yasağın hangi somut davranış ve yapılanmaları hedeflediğinin hukuken açık biçimde belirlenmesi gerektiğini savunmuştu.

Böylece Avusturya’da tartışma artık yalnızca “Siyasal İslam yasaklanmalı mı?” sorusundan ibaret değil.

Asıl soru giderek şuna dönüşüyor:

“Siyasal İslam” hukuken tam olarak nasıl tanımlanacak ve bu tanım aşırılıkçı yapılarla mücadele ederken dinini demokratik hukuk düzeni içerisinde yaşayan Müslümanların haklarının sınırlandırılmamasını nasıl garanti edecek?

Rüdiger Lohlker, Viyana Üniversitesi Filoloji ve Kültür Bilimleri Fakültesi’nde İslam Bilimleri alanında emekli üniversite profesörüdür. 2025 yılından bu yana G20 Din Forumu’nun (R20) Yönetim Kurulu üyesidir.

© www.havadis.at — Tüm Hakları Saklıdır.Havadis.at sitesinde yayımlanan haber, fotoğraf, video ve internet ortamında üretilen diğer tüm içerikler, Havadis Haber yönetiminin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz veya herhangi bir mecrada kullanılamaz.