Avusturya siyasetinde göç, entegrasyon ve başörtüsü üzerinden yürütülen tartışmaların ardından şimdi de “Siyasal İslam” başlığı öne çıkıyor. Entegrasyon Bakanı Claudia Bauer’in son açıklamaları ise tartışmayı yalnızca aşırılıkçı örgütlerle sınırlı olmaktan çıkararak, ülkede yasal olarak tanınan İslam Cemaati IGGÖ’ye kadar taşıdı.
Bauer, hazırlıkları süren “Siyasal İslam” yasağı kapsamında Müslüman Kardeşler’in yasaklanmasını istiyor. Bakan ayrıca Hizbullah ve Hizb ut-Tahrir (HuT) gibi başka İslamcı yapılanmaların da yasak kapsamına alınmasını savunuyor.
Ancak asıl siyasi tartışmayı başlatan, Bauer’in IGGÖ hakkındaki sözleri oldu.
IGGÖ de hedefe mi konuluyor?
Bauer’e, hazırlanacak düzenlemenin Avusturya İslam Cemaati’ni de etkileyip etkilemeyeceği sorulduğunda, bunun tamamen dışlanamayacağını söyledi.
Bakan, “Siyasal İslam”ın yalnızca açık biçimde radikal yapılanmalarda değil, zaman içerisinde yerleşik kurumlarda da etkili olabileceğini savunuyor. IGGÖ’den de radikalleşme ve aşırılık konusunda daha açık bir tavır beklediğini ifade ediyor.
Tam da bu noktada tartışma, aşırılıkla mücadele ile ülkedeki Müslümanların yasal temsilcisinin siyasi tartışmanın merkezine yerleştirilmesi arasındaki sınırın nerede çizileceği sorusuna dönüşüyor.
IGGÖ: Bütün bir dini topluluk zan altında bırakılamaz
IGGÖ Başkanı Ümit Vural, Bauer’in açıklamalarına tepki gösterdi.
Vural, IGGÖ’nün Avusturya devleti tarafından yasal olarak tanınmış bir dini cemaat ve devletin uzun yıllardır muhatap aldığı kurumsal bir partner olduğunu hatırlattı.
Yeni bir yasak hazırlanacaksa hangi somut aşırılıkçı davranışların ve hangi yapıların hedef alındığının açık biçimde tanımlanması gerektiğini belirten Vural, düzenlemenin gerçekten aşırılıkla mücadele etmesi gerektiğini, normal dini yaşamı veya bütün bir dini topluluğu genel şüphe altında bırakmaması gerektiğini vurguladı.
Koalisyon ortağı SPÖ de Bauer’e karşı çıktı
Bauer’in IGGÖ’ye yönelik sözleri yalnızca Müslüman toplumundan değil, hükümetin kendi içerisinden de tepki gördü.
SPÖ Federal Genel Müdürü Klaus Seltenheim, Entegrasyon Bakanı’na açıklamalarında “manşetlere” daha az odaklanması yönünde mesaj verdi ve IGGÖ’ye yönelik böyle bir yasağı mevcut haliyle düşünemediğini söyledi.
Viyana Belediye Başkanı Michael Ludwig de aşırılıkla mücadelede taviz verilmemesi gerektiğini ancak bu konuda kesin bir ayrım yapılmasının şart olduğunu belirtti.
Ludwig’e göre IGGÖ, Avusturya’daki Müslümanların yasal olarak tanınmış resmi temsilcisi. Bu nedenle aşırılıkçı örgütlere karşı kullanılan yöntemlerle IGGÖ’nün de tehdit edilmesini desteklemeyeceğini açıkça ifade etti.
NEOS: “Bu tamamen yanlış yol”
Koalisyonun diğer ortağı NEOS da Müslüman Kardeşler’e karşı daha sert önlemleri desteklemekle birlikte Bauer’in IGGÖ çıkışına mesafe koydu.
NEOS Grup Başkanı Yannick Shetty, yasal olarak tanınmış bir dini cemaatin toptan yasaklanmasının “tamamen yanlış yol” olacağını söyledi.
Shetty’ye göre böyle bir söylem, aşırılıkla hiçbir ilgisi olmayan ve dinini barışçıl biçimde yaşayan Müslümanlarda da güvensizlik yaratıyor.
“Terör örgütü” nitelemesi Bauer’e ait
Bauer, Müslüman Kardeşler hakkında oldukça sert ifadeler kullanarak yapıyı “terör örgütü” olarak nitelendirdi ve temel hedefinin Avrupa devletlerini adım adım İslamlaştırmak olduğunu ileri sürdü.
Burada önemli bir ayrım bulunuyor: Haberde geçen “terör örgütü” ifadesi Bauer’in siyasi nitelemesidir ve bu nedenle doğrudan bakana atfedilerek değerlendirilmelidir.
Hukuki sınır nerede çizilecek?
Tartışmanın bir diğer önemli boyutu ise hazırlanacak yasağın hukuken nasıl tanımlanacağı.
Anayasa hukukçusu Peter Bußjäger, uygulanabilir ve hukuken dayanıklı bir “Siyasal İslam” tanımı oluşturulup oluşturulamayacağı konusunda şüphelerini dile getirirken, Bauer Siyasal İslam Dokümantasyon Merkezi’nin mevcut tanımını uygun bir temel olarak görüyor.
Bauer de düzenlemenin sıradan Müslümanları değil, demokratik hukuk devleti ve insan haklarıyla çatışan aşırılıkçı yapılanmaları hedeflemesi gerektiğini söylüyor.
Aşırılıkla mücadele mi, siyasi söylem yarışı mı?
Aşırılıkçı ve şiddeti meşru gören yapılanmalarla mücadele demokratik bir hukuk devletinin görevleri arasında. Ancak tartışma, yasal olarak tanınmış bir dini cemaatin de olası yasak tartışmasına dahil edilmesiyle başka bir noktaya taşınmış durumda.
Üstelik Bauer’in IGGÖ çıkışına yalnızca muhalefetin değil, hükümet ortakları SPÖ ve NEOS’un da mesafe koyması, açıklamanın koalisyon içerisinde ortaklaşılmış bir politika olup olmadığı sorusunu beraberinde getiriyor.
Avusturya’da son dönemde göç, başörtüsü, entegrasyon ve “Siyasal İslam” üzerinden giderek sertleşen siyasi dil düşünüldüğünde, tartışmanın bundan sonraki raundunda belirleyici soru şu olacak:
Gerçekten aşırılıkçı yapılarla mücadele mi ediliyor, yoksa Müslümanlar üzerinden yürütülen siyasi söylem giderek daha geniş bir alanı mı hedef alıyor?
