Kalp krizi geçiren hastalarda ölüm oranı günümüzde önemli ölçüde azalmış olsa da, ilerleyen yıllarda yeni kalp ve damar hastalıkları riski yüksek kalmaya devam ediyor. Uzmanlar, bu riskin doğru tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle ciddi şekilde azaltılabileceğine dikkat çekiyor.
Alexander Niessner tarafından yapılan açıklamaya göre, “ikincil koruma” olarak adlandırılan süreç büyük önem taşıyor. Bu süreç; risk faktörlerinin kontrol altına alınması, ilaç tedavisi, rehabilitasyon ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını kapsıyor.
Ancak uzmanlar, özellikle rehabilitasyon konusunda ciddi eksiklikler olduğuna dikkat çekiyor. Kalp krizi geçiren hastaların yüzde 20’sinden daha azının rehabilitasyon programlarına katıldığı belirtiliyor. Oysa bu süreç, hastaların hem fiziksel hem de psikolojik olarak toparlanması açısından büyük önem taşıyor.
Tedavi sürecinde çoğu hasta için ilaç kullanımı kaçınılmaz olurken, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve sigaradan uzak durma da kritik rol oynuyor. Ayrıca yapılan araştırmalar, kötü kolesterol seviyesinin düşürülmesinin yeni kalp krizi riskini önemli ölçüde azalttığını ortaya koyuyor.
Verilere göre, kalp ve damar hastalıkları Avrupa genelinde en yaygın ölüm nedeni olmaya devam ediyor. Buna rağmen modern tıptaki gelişmeler sayesinde son 50 yılda kalp krizine bağlı ölüm oranı yüzde 90 oranında azaldı.
Wiener Gesundheitsverbund bünyesindeki hastanelerde her yıl yaklaşık 1.700 kalp krizi vakası tedavi ediliyor. Yetkililer, Viyana’da kalp krizi geçiren her 100 hastadan 97’sinin hayatta kaldığını açıkladı.
Uzmanlar, kalp krizi sonrası sürecin en az ilk müdahale kadar önemli olduğunu vurgulayarak, hastaların tedavi ve yaşam tarzı değişikliklerini ciddiyetle uygulaması gerektiğini belirtiyor.
