Avusturya bulvar gazetesi Heute, Viyana’daki bir okulda yaşanan öğretmen eksikliğini “Katolik din dersi yok ama İslam din dersi var” başlığıyla okuyucularına duyurdu. Ancak haberin içeriğine girildiğinde ortaya bambaşka bir tablo çıkıyor: Katolik din dersinin yapılmamasının nedeni İslam din dersine herhangi bir ayrıcalık tanınması değil, gerekli niteliklere sahip Katolik din dersi öğretmeninin bulunamaması.
Viyana’daki Sir-Karl-Popper İlkokulu’nda Katolik din dersinin şu anda verilememesi bir velinin tepkisine neden oldu. Aynı okulda İslam din dersinin devam etmesi ise Heute tarafından haberin merkezine taşındı.
Gazetenin tercih ettiği “Katolik din dersi yok ama İslam din dersi var” şeklindeki karşılaştırmalı başlık, ilk bakışta iki din arasında okul yönetimi tarafından farklı bir uygulama yapıldığı algısı oluşturuyor.
Ancak gazetenin kendi haberinin ilerleyen bölümünde Viyana Eğitim Müdürlüğü bu ihtimali açık biçimde reddediyor.
Müdürlüğün açıklamasına göre okulda şu anda Katolik din dersini verebilecek gerekli eğitime sahip öğretmen bulunmuyor. Okul yönetimi de öğretmen temin edilebilmesi için ilgili Katolik makamıyla temas halinde. Öğretmen bulunana kadar öğrenciler söz konusu ders saatinde okulda gözetim altında tutuluyor.
İslam din dersi öğretmenleri ise ilgili uzman denetim kurumu tarafından okula atanmış durumda.
Eğitim Müdürlüğünün açıklaması aslında tartışmanın özünü tek cümlede ortaya koyuyor: “Dinî topluluklara yönelik farklı bir muamele söz konusu değil.” Farklılığın nedeni yalnızca gerekli niteliklere sahip öğretmenlerin mevcut olup olmaması.
O halde neden “ama İslam dersi var”?
Tam da burada gazetecilik açısından sorulması gereken soru ortaya çıkıyor.
Sorun öğretmen eksikliğiyse, İslam din dersinin özellikle başlığa taşınmasının haber açısından taşıdığı değer nedir?
“Katolik din dersi öğretmen bulunamadığı için yapılamıyor” başlığı yaşanan durumu doğrudan anlatabilecekken, neden bunun karşısına özellikle İslam dini yerleştiriliyor?
Üstelik haberin kendi içeriği, Müslüman öğrencilere veya İslam din dersine herhangi bir ayrıcalık tanındığı iddiasını desteklemiyor.
Bu nedenle tartışılması gereken yalnızca bir okuldaki öğretmen eksikliği değil; bir haber başlığının okuyucuda hangi algıyı oluşturacak şekilde kurgulandığı da olmalı.
Sonuçta ortada İslam din dersine tanınmış özel bir ayrıcalık değil, Katolik din dersi için öğretmen bulunamaması gibi oldukça somut bir neden var. Buna rağmen “Katolik din dersi yok ama İslam din dersi var” şeklinde kurulan bir manşet, teknik bir öğretmen eksikliğini iki din arasında bir karşılaştırmaya dönüştürüyor.
Gazetecilik yalnızca haberde verilen bilgilerin doğru olmasıyla değil, o bilgilerin hangi başlık ve çerçeveyle okuyucuya sunulduğuyla da sorumluluk taşır. Özellikle din ve göç gibi toplumda hassasiyet oluşturan konularda birkaç kelimelik bir manşet, haberin tamamından çok daha güçlü bir algı yaratabilir.
Bu nedenle asıl soru şu: Sorun gerçekten öğretmen eksikliği ise, manşette neden yine İslam var?
