Uzun yıllar Türkiye Cumhuriyeti Bregenz Başkonsolosluğu'nda memur olarak çalışan ve görev yaptığı süre içerisinde çalışkanlığı, vatandaşlara sıcak yaklaşımı ve gece gündüz demeden herkese yardım etmesi ile büyük takdir toplayan Muammer Keleşoğlu, geçtiğimiz yıl emekli olmuş ve ailesi ile birlikte Viyana'ya yerleşmişti.

Muammer abi (Keleşoğlu) bundan sonra zaman zaman misafir köşe yazarımız olarak Havadis Haber'de bilgilerini vatandaşlarımız ile paylaşacak.

Muammer Keleşoğlu'nun işl köşe yazısı:

Gurbetçi Çocukları ve Entegrasyon

Değerli Dostlar, bildiğiniz gibi 2. Dünya Savaşı'nın sonunda Avrupa ülkelerinde milyonlarca insanın (bilhassa askerlerin) ölmesi nedeniyle erkek kaybına uğrayan ve sanayisi çökme noktasına gelen başta Almanya, Avusturya, İngiltere, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Norveç ve diğerleri yeniden kalkınmaları için acilen ucuz ve yabancı işçiye ihtiyaç duymuşlardı.

İşte bu ülkelerin daveti ve talebi üzerine Türk gurbetçiler Türkiye'deki komisyonlarda burunlarına, gözlerine, kulaklarına ve dişlerine kadar doktorlar tarafından kontrol edilerek ve seçilerek çalıştırılmak üzere buralara getirildi, o yıllardaki videolarda görebilirsiniz. Talep ve davet üzerine ve ülkeler arası sözleşme yapılarak getirilen meslek sahibi erkek ve daha sonra ise kadın vatandaşlarımız, pratik meslek sınavı da yapılarak geldikleri ülkelerin dağlarında, madenlerinde, yollarında, sokaklarında, tünellerinde, inşaatlarında, fabrikalarında,hastanelerinde, lokantalarında, temizik işlerinde, en sağlıksız ve en zor iş yerlerinde çalışmakta ve en kötü konutlarında, hatta koğuş gibi yerlerde kalmaktaydılar.


Bunları görevim gereği gittiğim yerlerde bizzat görmüştüm. Mesela; bu vatandaşlarımız Türkiye'de seçilirken terzilerin önüne bir tomar eski gazete kağıdı konularak elbise dikmeleri, inşaatçıların önüne ise bir kutu bisküvi konularak ev yapmaları istenmiştir. İşte bu göçmen işçilerin de özverili katkılarıyla 40 yıl önce geldiğim Avusturya ile bugünkü Avusturya arasında dağlar kadar pozitif fark bulunmaktadır.


Eski fotoğraflara bakıp değişen yerleri ve yenilikleri görebilirsiniz. Bunları başta birinci nesil ve sonraki nesil gurbetçilerimizin neler yaşadığını bilmeyenlere bilmeleri, anlamayanlara anlamaları, son yıllarda yapılan haksızlıkları hak etmediklerini anlatmak ve onlara şükran borcumuz olduğunu hatırlatmak ve saygı ile anmak için yazıyorum. Bu ülkenin kalkınmasında emeği geçen gutbetçiler için bir heykel dikin demiyorum ama hiç olmazsa kırmayın,saygı gösterin yeter!

Ünlü yazar Max Frisch'in de dediği gibi ''Biz işçi istedik, onlar insan gönderdi'' sözleri yıllar geçtikçe yavaş yavaş yerine oturuyordu. Çünkü gurbetçiler önce eşlerini, daha sonra ise çocuklarını getirmeye, camilerini, derneklerini, marketlerini, işyerlerini kurmaya, iş adamı olmaya, bu ülkelerde ev satın almaya, vatandaşlığına geçmeye, üniversitelerinde okumaya, doktor, avukat, mimar, mühendis, öğretmen olmaya, siyasete soyunmaya, meclislerine girmeye, partilerini kurmaya ve milletvekili olmaya başladılar. Fakat bu gelişmeler bazılarını rahatsız etmeye ve yıllar geçtikçe 60 yıl önce hiç konuşulmayanlar konuşulmaya, olmayan bazı şeyler olmaya, istenmeyen şeyler istenmeye başlandı.

Yabancılar, özellikle Türk ve müslümanlar hedef gösterilmeye ve istenmeyen kitle olmaya başladı. Yerlilerin işlerini, mesleklerini ve makamlarını elinden almaya başlayan göçmenlere karşı popülist siyasetçilere de malzeme gerekiyordu. Her seçimden önce yabancılardan rahatsız olan bir kesimin ruhu okşanıyor ve ırkçılık, oy potansiyeli olarak seçim sandıklarını dolduruyordu. Bazıları sanki zengin bir maden yatağı bulmuştu ve bu konuyu işleyip duruyordu. Türk kökenlilerin seçimlerde vereceği bir 'oy'un ne kadar değerli olduğunu anladığı an bu oyunun bozulacağına inanıyorum. (Not: Avusturya'da Türk kökenlilerin seçimlerde kullandığı oy oranı % 33'tür)

Hiç bir yer, yol, dil bilmediği halde, ilk gelen 1.nesil zamanında konusu bile yapılmayan konulardan; birlikte aynı masalarda, salonlarda oturan, eğlenen, spor yapan insanlardan artık kafelerine, lokantalarına ve salonlarına alınmayan, dışlanan, ötelenen insanlar haline gelindi. Aradan 60 yıl geçtiği ve 4.-5.nesil geldiği halde ''entegre olmaları' istenmeye başlandı. En çok 'Entegrasyon' kelimesi duyulur oldu.

Öteleştirilerek toplumdan dışlanan, gittiği mekanlarda istenmeyen, 'Yabancı/ Auslaender' denilen, servis dahi yapılmayan insanlar kendi içine kapanınca bu sefer de 'Paralel Toplum' kurmaktan dolayı suçlanmaya başlandı. Bulunduğu ülkenin vatandaşlığına geçenlere bile yerine göre Türk'sün, yerine göre Alman'sın' muamelesi yapıldı. Gurbetçilere ve çocuklarına okullarda ve fabrikalarda Anadillerini konuşması yasaklandı, konuşmayacağına dair belgeler imzalatıldı.

Oysa ki; bu insanların geldikleri ülkelerdeki akrabaları ile hangi dili konuşacaklarını bile düşünemeyenler oldu. Ama ülkedeki İngiliz İngilizcesini, Fransız Fransızcasını, İspanyol İspanyolcasını konuşabiliyordu, engel yoktu. Oysa Türkiye'de ise Avusturya Lisesi, Alman Lisesi vardı ve herkes Almanca konuşabiliyordu.i engel yoktu. Türkiye'ye yerleşen onbinlerce Almanlara, İngilizlere, Avusturyalılara anadillerini yasaklayan yoktu, Böyle bir şey hiç kimsenin aklına bile gelmezdi. Çünkü anadilin yasaklanması düşünülemezdi. Daha İlkokul sıralarında geleceği engellenen, önü kesilen çocuklar oldu. Çocuklar hep fabrikalar için 'Potansiyel işçi' olarak görüldü. 'Sizler buraya okumaya değil, çalışmaya geldiniz.' diye yüzlerine söyleniyordu. Bunları bizzat yaşadık.

Ama artık dünyamız 60 sene önceki dünya değil, göçmenler ve çocukları da 60 sene önceki nesil değil.Nerede ise 5 nesil geçecek ve hala entegrasyon konuşuluyorsa o zaman burada bir hata yada eksik var demektir. Hala eski düşüncelerle, eski planlarla ve eski kalıplaşmış projelerle entegrasyon yapılmaz. Artık nesil değişti, teknoloji değişti, beklentiler değişti. Artık karşınızda dil bilmeyen, okuma yazma bilmeyen, hakkını aramayı, sormayı bilmeyen 1.ve 2. nesillerin yerine, anadili kadar Almanca bilen, bilgisayar çağını yaşayan, Almanca gazete ve dergi okuyan, haberlerin altına yorum yazabilen, eleştiren, doktor, avukat, hakim, mimar, mühendis, öğretmen, başarılı işadamları, milletvekilleri, belediye azaları, gazeteci ve rekabete hazır göçmen çocukları var. Göçmen çocukları yükselmek için önlerindeki engelleri aşmak istiyor.

Değerli Dostlar. Bildiğiniz gibi Avusturya bir göç ülkesidir ve her yıl ortalama olarak en az 100.000 göçmene ihtiyacı bulunmaktadır. Çünkü Ülkedeki yüksek yaşam kalitesi, yaş ortalamasının yüksekliği ve istatistikler bunu göstermektedir. Yeni göçler yerine ülkedeki göçmenlerin uyumu ve mesleki desteklerin, çıraklık yerlerinin artırılması, senelerdir devam eden ırkçılık, islamofobi ve rahatsız edici davranışların önlenmesi Avusturya'nın yükselmesine ve kalkınmasına büyük bir katkı sağlayacaktır. Aynı bir Amerika, Kanada ve Avustralya örneğinde olduğu gibi göçmenlerin ülkeyi sevmeleri ve sahiplenmeleri desteklenmeli,bu yönde birlikte projeler yapılmalı,60 yılı aşkındır bu ülkeyi 2.vatan yapan göçmenlerin ve çocuklarının önleri açılmalıdır. Bu da ancak göçmenleri iyi anlayan,tanıyan, destekleyen entegrasyon uzmanları ve iyi yöneticelerle olur. Entegrasyon tek taraflı olmaz, her şey göçmenlerden beklenmez. Her şey birlikte konuşulursa, tartışılırsa ve karara bağlanırsa daha değerli olur. Entegrasyonun başındakiler de çok iyi bilirler ki; başarının dili, dini, ırkı, mezhebi rengi ve cinsiyeti olmaz.

Bizler bir ev, traktör, tarla veya araba alıp döneriz diye geldik, Sizler de bunlar günün birinde nasılsa dönecekler diye beklediniz. Ama siz de yanıldınız, biz de. Hiç kimse geri dönemiyor, çünkü burada çocuklar, torunlar, aileler büyüdü. Emeklilik yılları var, sağlık sorunları var. Sonuçta Avusturya'nın kalkınması, ülkedeki tüm insanların huzuru ve geleceği herkes için önemlidir. İyi ve pozitif bir entegrasyon Avusturya'nın gücüne güç katar. Türkiye-Avusturya dostluğu çok önemlidir. Tarihimiz iç içedir. Avusturya'da yaşayan ve yarısı vatandaşlığa geçmiş 350.000 Türk ve Tük kökenli göçmen ile toplamda 2 milyona yakın göçmen kökenli insanların isteği ve beklentisi budur. Göçmenler dışlanmak yerine, topluma kazandırılmalıdır. Davetler ve faaliyetler sadece göçmenlerden beklenmemeli, göçmenler de ayırım yapılmaksızın yerliler tarafından yapılan faaliyetlere davet edilmelidir. birllikte faaliyetler yapılmalıdır. Sorun ve beklentiler çok. Aynı topraklarda, aynı sokaklarda ve aynı gemideyiz. Bakın küçücük bir virüs yerli ya da göçmen ayırmıyor. Herkese bulaşıyor ve hata yapanı, alıp,götürüyor. Kaderde, iyi günde ve kötü günde aynı duyguları ve aynı olayları paylaşıyoruz. Gelecekte Türk ve Avusturya dostluğu kazanmalıdır.Son söz: Çözüm istendiği takdirde her şey çözülür. Önemli olan istektir.

Selam ve saygılarımla...

Muammer Keleşoğlu

Viyana / 13.07.2020

© www.havadis.at — Tüm Hakları Saklıdır.Havadis.at sitesinde yayımlanan haber, fotoğraf, video ve internet ortamında üretilen diğer tüm içerikler, Havadis Haber yönetiminin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz veya herhangi bir mecrada kullanılamaz.