Avrupa’daki Türk göçünün ilk yıllarında en güçlü düşüncelerden biri “birkaç yıl çalışıp Türkiye’ye dönmek”ti.

Başta Almanya olmak üzere Avusturya, İsviçre, Fransa, Hollanda ve Belçika gibi ülkelere çalışmak amacıyla giden birçok Türk, Avrupa’daki hayatını geçici gördü. Kazanılan parayla Türkiye’de evler alındı, arsalar ve tarlalar satın alındı, apartmanlar ve yazlıklar yapıldı.

Bir anlamda gelecek Türkiye’de kuruluyordu.

Ancak birkaç yıllığına başlayan Avrupa macerası birçok aile için 30, 40, hatta 50 yılı geride bıraktı. Bugün ilk kuşağın önemli bir bölümü emeklilik yaşına ulaşmış durumda.

Ortaya ise dikkat çekici bir soru çıktı:

Yıllarca Türkiye’ye dönmek için çalışan ve yatırımını Türkiye’ye yapan insanlar, emekli olduktan sonra neden kesin dönüş yapmıyor?

Para Türkiye’ye, hayat Avrupa’ya yatırıldı

Bu sorunun tek bir cevabı bulunmuyor. Belki de en önemli neden, yıllar içerisinde fark edilmeden değişen hayatın kendisi.

İlk yıllarda Avrupa yalnızca çalışılan yer, Türkiye ise dönülecek memleket olarak görülüyordu. Ancak zaman geçtikçe Avrupa’da geçirilen yıllar arttı.

İş hayatı burada sürdü, çocuklar burada büyüdü, arkadaşlıklar ve sosyal çevre burada oluştu. Ardından çocuklar evlendi ve torunlar dünyaya geldi.

Böylece Türkiye’deki ev ve yatırımlar büyürken, Avrupa’daki sosyal ve ailevi bağlar da güçlendi.

Ortaya ilginç bir tablo çıktı:

Maddi yatırım Türkiye’ye yapılırken, hayatın kendisine yapılan yatırım büyük ölçüde Avrupa’da kaldı.

Çocuklar ve torunlar en güçlü bağlardan biri

Kesin dönüşün önündeki en önemli nedenlerden biri aile.

Emeklilik dönemine ulaşan bir kişi için Türkiye’ye taşınmak artık yalnızca ülke değiştirmek anlamına gelmiyor. Çocuklardan ve özellikle torunlardan yüzlerce ya da binlerce kilometre uzaklaşmak da gerekiyor.

Gençlik yıllarında memlekete dönüş düşüncesi ağır basarken, ilerleyen yaşlarda aileyle yakın olmak daha önemli hale gelebiliyor.

Bu nedenle Türkiye’de evi bulunan birçok emekli, yılın belirli dönemlerini Türkiye’de geçirse de Avrupa’daki evini tamamen kapatmayı tercih etmiyor.

Sağlık sistemi de kararı etkiliyor

Yaş ilerledikçe sağlık hizmetlerine erişim daha önemli hale geliyor.

Onlarca yıl boyunca aynı ülkede yaşayan insanlar sağlık sigortası sistemine, doktorlara, hastanelere ve bürokratik işleyişe alışıyor.

Emeklilik döneminde sağlık sorunlarının daha sık gündeme gelmesi, yıllardır kullanılan sistemden tamamen ayrılma konusunda tereddüt yaratabiliyor.

Dolayısıyla gençlik yıllarında kolay görünen “emekli olur olmaz Türkiye’ye dönerim” düşüncesi, 65-70 yaşına gelindiğinde çok daha karmaşık bir karara dönüşüyor.

Tatil yapmak ile sürekli yaşamak aynı değil

Bir başka önemli unsur ise Türkiye’de tatil yapmakla Türkiye’de sürekli yaşamak arasındaki fark.

Avrupa’da yaşayan Türkler için yaz aylarında Türkiye’de birkaç hafta veya birkaç ay geçirmek; aile, arkadaşlar, deniz, güneş ve memleket ortamıyla birleştiğinde oldukça cazip olabiliyor.

Ancak emeklilik sonrası yılın tamamını Türkiye’de geçirmek farklı bir yaşam düzeni gerektiriyor.

İnsanlar 30-40 yıl içerisinde farkında olmadan yaşadıkları ülkenin günlük düzenine alışıyor. Trafikten sağlık sistemine, alışverişten bürokrasiye, toplu taşımadan sosyal çevreye kadar onlarca küçük alışkanlık zamanla yaşamın bir parçası haline geliyor.

Türkiye’de ev var ama “ev” artık neresi?

Belki de meselenin en ilginç tarafı burada ortaya çıkıyor.

Türkiye’de yıllarca emek verilerek yaptırılmış bir ev bulunabiliyor. Ancak kişinin günlük hayatını geçirdiği, çocuklarının ve torunlarının bulunduğu ev Avrupa’da olabiliyor.

Böylece “memleket” ile “ev” kavramları zaman içerisinde birbirinden ayrılabiliyor.

Türkiye memleket olmaya devam ederken, Avrupa artık yalnızca “gurbet” olarak görülmüyor.

Onlarca yıllık yaşamın ardından iki ülkeye birden güçlü bağlar oluşuyor.

Kesin dönüşün yerini iki ülkeli emeklilik aldı

Bu nedenle Avrupa’daki Türkler arasında giderek daha fazla görülen yaşam biçimlerinden biri iki ülke arasında geçirilen emeklilik.

Emekliler yılın birkaç ayını Türkiye’de, geri kalanını Avrupa’da geçirebiliyor. Yaz ayları Türkiye’de geçirilirken kışın yeniden Avrupa’ya dönülebiliyor.

Böylece Türkiye’deki evden, iklimden, akrabalardan ve sosyal hayattan vazgeçilmediği gibi Avrupa’daki çocuklar, torunlar, sağlık sistemi ve yıllardır kurulan yaşam düzeni de tamamen terk edilmiyor.

Sonuçta yıllarca konuşulan “kesin dönüş”, birçok aile için yerini “iki ülkeli hayat” modeline bırakmış görünüyor.

Bir neslin hikâyesi değişti

1960’lı ve 1970’li yıllarda Avrupa’ya giden ilk kuşağın planı çoğu zaman oldukça basitti: Çalışmak, para biriktirmek ve Türkiye’ye dönmek.

Ancak hayat planlandığı gibi ilerlemedi.

Birkaç yıl onlarca yıla dönüştü. Çocuklar büyüdü, torunlar geldi ve Avrupa’daki geçici hayat kalıcı hale geldi.

Bugün bu nedenle birçok emekli için mesele artık “Türkiye’ye dönmek mi, Avrupa’da kalmak mı?” sorusundan daha karmaşık.

Çünkü yıllar içerisinde iki tarafta da bırakılması kolay olmayan bir hayat oluştu.

Belki de Avrupa’daki Türklerin emeklilik hikâyesini en kısa şekilde şu cümle özetliyor:

Bir ömür Türkiye’ye dönmek için yatırım yaptılar; ancak yıllar geçtikçe farkında olmadan Avrupa’da da bir hayat kurdular.

© www.havadis.at — Tüm Hakları Saklıdır.Havadis.at sitesinde yayımlanan haber, fotoğraf, video ve internet ortamında üretilen diğer tüm içerikler, Havadis Haber yönetiminin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz veya herhangi bir mecrada kullanılamaz.