(3.bölüm)
Değerli dostlar, bugün sizlerle ''Avusturya'daki Türklerin unutulan istekleri'' başlıklı yazı serimizin 3. ve son bölümünü paylaşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi bundan önceki iki bölümde genellikle Türk ve Avusturya mevzuatlarını ilgilendiren konulara yer vermiştim. Bugün ise daha çok yaşadığımız ülkede kendi aramızdaki toplumsal sorunlarla ilgili bazı konuları paylaşacağım. Toplumdaki sorunlar her ne kadar devletin de etki ve katkıları ile çözüme kavuşsa bile, sorunların çözümünde toplum içerisinde yer alan Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ile çeşitli derneklerin de katkıları büyük bir önem arzetmektedir. Elbetteki bu konu ve sorunlar bir günde çözülemez, devamlılık ve zaman gerekecektir. Sorunların çözümünde Sivil Toplum Kuruluşları ve derneklerin ilgilenmesi çok önemlidir.
1) Ailelerinden alınan korunmaya muhtaç çocuklar: Bildiğiniz gibi Avrupa'nın pek çok ülkesinde çocukların ailelerin elinden alınabilmeleri ancak, Aile içi şiddet, anonim bir ihbar, eşlerin boşanma veya ayrılık nedeniyle çocuğa bakacak bir kimsesinin olmaması, çocuğun yeterli ve düzgün beslenememesi, ailenin yaşadığı ekonomik sorunlar ve hatta çocuğa sarfedilen kötü bir söz gibi gerekçeler yeterli görülmektedir. Çocuğun ailesinden alınmasına Avusturya'da Jugendamtlar (Gençlik Daireleri) karar vermekte, ancak bazen acilen, bazen ise bir soruşturma neticesinde verilen bu kararlar büyük bir ölçüde ilgili kurumların uzmanlarının inisiyatifinde olmaktadır. Aslında, Uluslararası Ahvali Şahsiye anlaşmasına göre Avusturya devleti, ülkesinde doğan, vefat eden, evlenen ve Avusturya vatandaşlığına geçen Türk kökenlilleri ikamet edilen yerdeki T.C. konsolosluğuna bildirdiği gibi, ailelerin elinden alınan Türk kökenli çocukları da T.C. Başkonsolosluğa bildirmesi gerekmektedir. Fakat bu çocukların bildirilmediği ve hatta Türk ve Müslüman ailelerden alınan çocukların %99.9 yabancı kökenli ve ayrı bir dine mensup ailelere verilmekte olduğu bilinmektedir. Tabii ki haliyle Türk ve Müslüman kökenli çocuk ayrı bir dil, din, ırk, örf, adet, gelenek, eğitim ve yemek tarzıyla karşı karşıya kalmaktadır.
Bu konudaki bir anımı anlatmadan geçemeyeceğim; ''Bir gün eşi ülkeyi terk ettiği için yalnız kalan ve çocuğuna bakamadığı için çocuğu Gençlik Dairesi tarafından elinden alınan ve yabancı bir aileye verilen çocuğun annesi bana şöyle demişti: ''Koruyucu aile bana çocuğumu göstermiyor, telefonla konuşturmuyor, bir defa çocuğun bulunduğu eve gittim çocuğumun önünde kağıt-kalem vardı ve kilise resmi çiziyordu. Ne yediğini ve ne içtiğini bile bilmiyorum, çocuğumu bari müslüman bir aileye versinler'' demişti. O güne kadar korunma altına alınan çocuklarımızın -Türk veya Müslüman ailelere verilmediğini, özellikle yabancı ailelere verildiğini tahmin ediyorduk-. Oysa ki Jugentamt'daki yetkili bize '' Biz de sizin çocuklarınızı Türk ve Müslüman ailelere vermek isteriz, fakat her zaman duyuru yaptığımız halde hiç bir ilgi ve talep görmedik'' demişti. Gerçekten biz de duyuru yaptık ama hiç bir ciddi talep ve isteyen olmadı. Bu konuda sürekli olarak dernek ve STK'lara büyük görevler düşmektedir. Avusturya genelinde ailelerinden alınan ve yabancı ailelere koruma altına verilen yüzlerce Türk ve müslüman çocuğumuz Türk toplumundan ilgi beklemektedir.
2) S.O.S köylerinde bulunan Türk çocuklarının durumu: Yukarıda belirttiğim gibi koruma altına alınan bazı çocuklar, çocuğun verileceği bir koruyucu aile bulunamadığı takdirde veya gelişmelere göre S.O.S. Kinderdorf'lara (Koruma altındaki çocuk köyleri) yerleştirilmektedir. Böyle bir -çocuk köyünü- ziyarete gittiğimde küçük bir Türk çocuğu bana '' Evimize gitmek istiyorum, annemi özledim, geceleri uyuyamıyorum, korkulu rüya görüyorum'' demişti. Seneler geçti ve bu sözleri hala unutamıyorum, hatırlayınca gözlerim yaşarıyor. Son günlerde Avusturya gazetelerine yansıyan S.O.S. Kinderdorf'lardaki skandal ve taciz olayları ciddi olarak takip edilmelidir. Buralarda da çok miktarda Türk çocukları bulunduğundan, siyasetçilerimizin, hukukçularımızın, derneklerimizin ve STK'ların ilgilerini esirgemeleri ve derneklerde görev paylaşımı yaparak bu yerlerde kalan çocuklarımız hakkında görüşmelerde bulunmak üzere bu köylerdeki yöneticilerle iletişim halinde olmalarını tavsiye ederim.
3) Çocuklarda görülen uyuşturucu belası: Uyuşturucu belasının artık çok küçük yaşlardaki çocuklarımıza bile bulaştığı bilinmektedir. En tehlikeli yaş grubu 12- 13 yaşlarındaki çocuklardadır. Çünkü ilkokul bitmiş, yeni okul, yeni ortam, kendi yaşlarında veya kendilerinden büyük yaşlardaki çocuklarla muhatap oluyorlar. Kişilik kazanma arayışları, kişilik kazanma egosu ve heyecanı, gelişmeye başlıyor. (Ben büyüdüm, ben de sigara içerim, ben her şeyi denerim dönemi başlıyor) Ayrıca; bazen 16-17 yaşındaki gençlerle okuldaki aynı bina içerisinde bulunuyorlar. Bu arada anne veya babanın işinin çokluğundan, dalgınlığından, ilgisizliğinden, hastalığından veya çocuğunun etrafında neler döndüğünü bilmediğinden dolayı çocuk bu zehire bulaşabiliyor. Bir arkadaşım vardı. Liseye giden çocuğundan şüphelenmiş ve ''Çocuğum dışarıdan gelince kapıyı açar ve yanaklarından öperken ağzını da koklardım. Her gece çocuğum uyuyunca okul çantasını döker, yabancı madde arardım. Ceplerini kontrol ederdim, hatta defterlerini bile kontrol eder, deftere neler yazdığını ve neler çizdiğini incelerdim'' demişti.
Tabi ki bu yazdıklarım her aile ve her çocuk için geçerli değildir. Ama çocuklarımız evde görmediğini dışarıda çevresinde, okulda, sokakta, arkadaşlarında, gittiği eğlence mekanlarında görebiliyor. Her şeyi polise, öğretmenlere ve başkalarına bırakmamalıyız. Anne, baba ve hatta hepimiz uyanık olmalıyız. Çocuklar bizim geleceğimizdir. Bir gün bir mahkeme salonunda uyuşturucudan yargılanan bir çocuğun annesinin feryadı hala kulaklarımda çınlıyor. Anne hem ağlıyor hem de şöyle bağırıyordu.'' Benim 16 yaşındaki çocuğum bu uyuşturucu satanları bulabiliyor da, polis neden bulamıyor.?'' Evet, çocuk bunları bulabiliyor ama polis neden bulamıyor. ? Bundan 10 yıl önceydi. Cezaevindeki gençlerle konuşuyordum. 7-8 genç aynı anda uyuşturucudan dolayı gözaltına alınmıştı. Henüz yeni yargılanıyorlardı. Bir tanesine dedim ki '' Seni her geldiğimde burada görüyorum, neden.?'' diye sormuştum. Bana ders gibi verdiği cevabı hiç unutamam.''Amca, amca, annemle babam benimle biraz ilgilenseydi ben bugün burada olur muydum.!'' Evet, çocuk çok haklıydı. Bu nedenle annelere, babalara ve yine derneklere çok büyük bir görevler düşmektedir. Çocuklarla ilgilenelim, onların kimlerle konuştuğunu, kimlerle arkadaşlık yaptığını, nerelere gittiğini takip edelim. Çocuklarımızı hastane yada hapishanelerde bulmamak için onlarla küçükken sahip çıkalım.
4) Türkçe derslere katılım: Avusturya'daki okullarda Türk öğretmenler tarafından verilen Türkçe dersleri gönüllülük esasına bağlı olup, sene sonu karnesine not olarak yazılamamakta karneye sadece ''Türkçe derslerine katılmıştır'' şeklinde bir cümle yazılmaktadır. Aslında Türkçe dersleri Avusturya'da yaşayan Türk ve mavi kartlı Türk kökenli vatandaşlar için çok güzel ve çok önemli bir fırsat olmakta, derslere katılan çocuklar Türkçe'yi daha iyi öğrenmekle kalmayıp, hem yurttaşlarıyla ve yaşıtlarıyla bir arada olmakta hem de anavatanları hakkında da çok güzel yeni bilgiler edinmektedirler. Ancak; maalesef bu derslere katılım istenilen oranı bulamamakta ve Avusturya'daki nüfus oranımıza göre genellikle derslere katılım 1/4 oranını geçmemektedir. Halbu ki Türkçe dili dünyada en çok konuşulan bir dildir. Ve Türkçe dersleri Avusturya'daki liselerde ''Seçmeli Ders'' olarak kabul edilmelidir. Bunun yanı sıra Avrupa'daki bazı ülke ve eyaletlerde Türk çocuklarına Türkçe dersleri verilmesi için o ülkelerde Türk toplumu tarafından dilekçeler verilmektedir. Türkçe derslerin kıymetini bilelim, Türkçe dersleri ve öğretmeleri desteklenmelidir. Bu konuda da Türk velilere, derneklere ve STK'lara büyük görevler düşmektedir.
5) Sözde gurbetçi düşmanlığı!:Son yıllarda bazı kesimler tarafından dillendirilen ve yurt dışındaki Türk seçmenden beklediği oyu alamayan partilerin suni olarak ortaya attığı, şikayetçi olduğu ve tüm topluma mal edilmek istenen bir konudur. Oylarınızı gurbetçiden şikayetçi olan bu partilere verin bakalım, bir daha gurbetçi düşmanlığı yaparlar mı? O nedenle fazla önemsemeyin. Bu vatan 85 milyon hepimizin. Hepimiz bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıyız. En azından 60 yıldır Türkiye'nin ekonomisine büyük katkılarda bulunan, Türkiye'de en az 7 göbek soyu ve geçmişi bulunan bu insanlara bunu reva görmek vefasızlıktan başka bir şey değildir. Gurbetçinin hepsi sadece bir partiye oy vermiyor ki.! Seçim sonuçlarına bir bakın anlarsınız. Ayrıca inanıyorsanız ''demokrasi'' var, insan istediği partiye oy verebilir. Avusturya'da da öyle değil mi? Gurbetçi düşmanlığı yapanlar belki de gurbetçi kadar vatanlarına bağlı kalmamış, yatırım yapmamış, vergisini vermemiş ve onlar kadar ülkelerini sevmemiştir. Siz Türkiye'de hiç bir esnafın, marketçinin, kuyumcunun, emlakçının, oto tamircisinin, vs.vs. gurbetçiden şikayetçi olduğunu gördünüz mü? Ayrıca; Türkiye'deki seçimlerde oy kullanan gurbetçinin -yurt dışında yaşadıklarından dolayı- Türkiye'deki seçimlerde oy vermesine karşı gelenlerin galiba dünyadan haberi yok.! Biliyorsunuz ki başta Avusturya olmak üzere çoğu Avrupa ülkesinin vatandaşları ülkelerinde yapılan seçimlere yurt dışından gönderdikleri -Mektuplu oyla- katılıyorlar. Hatta yakında bilgisayar ve cep telefonundan gönderecekleri oylarla ülkelerinde yapılacak olan seçimlere katılacaklar. Gurbetçi 50 yılın sonunda Türkiye'deki seçimlerde oy kullanmayı hak etmiş, çok mu görüyorsunuz.? Ya eskiden oy kullanmak için otobüslerle Kapıkuleye ya da İpsala'ya gidilirdi, o zaman neredeydiniz.??
6) Çifte vatandaşların askerlik sorunu: Avusturya'da kanunen çifte vatandaş olarak bulunan gençlerimizin Avusturya'da yaptıkları temel askerlik 21.06.2019 tarihine kadar Türkiye tarafından da kabul ediliyordu. Ancak bu tarihten sonra çifte vatandaş gençlerimizin Avusturya'da yaptığı temel askerlik Türkiye tarafından kabul edilmemekte, bu durumda olanların ya Türkiye'de 6 ay temel askerlik yapması, ya dövizle askerlik yapması yada Türk vatandaşlığından çıkması gerekmektedir. Bu durum çifte vatandaş gençlerimize karşı yapılmış bir haksızlık olup, dövizle askerlik bedeli olan 6.000 Euro'yu ödeyemeyecek durumda olan gençlerimize Türk vatandaşlığından çıkmasının yolu gösterilmektedir. Dünyanın nersinde var bir insana 2 ülkede temel askerlik yaptırmak. Milli Savunma Bakanlığımız bu konuyu yeniden görüşmelidir.!
7) Avusturya'da yapılan seçimlere katılım oranımız: Avusturya'da 350.000 civarında Türk ve Türk kökenli (mavi kartlı) vatandaş yaşamaktadır. Bunların yarısı (%50) Avusturya vatandaşlığına sahip olup, Avusturya'da yapılan seçimlerde oy kullanmakta, seçme ve seçilme hakları bulunmaktadır. Fakat Türk kökenlilerin bu seçimlerde oy verme oranı her defasında %33'ü geçmemiştir. Avusturya'daki haklarımızı koruyabilmek, geliştirebilmek ve haksızlıklara karşı yasal haklarımızı kullanabilmek için en doğal demokratik hakkımız olan seçimlere katılmamız ve oy kullanmamız gerekmektedir. Sonradan şikayet bir fayda getirmemektedir. Bu konuda da vatandaşlarımızı bilgilendirmek üzere derneklerimize ve STK'lara çok büyük görevler düşmektedir.
Sevgi ve saygılarımla.
Viyana. 17.10.2025. mk.

