Vorarlberg’in Bregenz kentinde düzenlenen radikalleşmeyle mücadele toplantısında yapılan açıklamalar şaşkınlık yarattı. İslam inancının adının aşırılıkçılık tartışmalarıyla birlikte anıldığı toplantıda, bu kez Türk-İslam Birliği ATİB gündeme getirildi. Üstelik ATİB’in Vorarlberg’de herhangi bir radikalleşme faaliyetinde bulunduğuna ilişkin kanıt bulunmadığı belirtilmesine rağmen kurumun bu tartışmada örnek gösterilmesi dikkat çekti.

Radikalleşme Konuşulurken Konu ATİB’e Geldi

Avusturya Uyum Fonu (ÖIF) tarafından 12 Ekim Pazartesi günü Bregenz’de düzenlenen uzmanlar toplantısında, aşırılıkçı akımlarla mücadele yöntemleri ele alındı.

Siyasal İslam Belgeleme Merkezi Direktörü Lisa Fellhofer, radikalleşmenin hem internet ortamında hem de günlük yaşamda gerçekleştiğini belirterek yalnızca sosyal medya yasaklarının yeterli olmayacağını söyledi.

Ancak toplantının en dikkat çekici açıklaması sosyal bilimci Bernhard Heinzlmaier’den geldi.

Heinzlmaier, yabancı devletlerin Avusturya’daki dinî kuruluşlar üzerindeki etkisini eleştirirken ATİB’i örnek gösterdi. Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı ile bağlantılı kuruluşların Avusturya’da yerinin olmadığını savundu.

Ortada Kanıt Yoksa ATİB Neden Gündemde?

Haberin belki de en çarpıcı ayrıntısı, ATİB hakkında yapılan açıklamalardan çok, bu açıklamaların yanında yer alan önemli bir bilgi oldu:

ATİB’in Vorarlberg’de radikalleşmeye neden olduğuna ilişkin herhangi bir kanıt bulunmuyor.

Bu durumda yanıtlanması gereken önemli bir soru ortaya çıkıyor: Radikalleşmeyle mücadele başlığı altında düzenlenen bir toplantıda, hakkında böyle bir faaliyet tespit edilmemiş bir dinî kuruluşun özellikle gündeme getirilmesi nasıl açıklanmalı?

Elbette yabancı devletlerin dinî kuruluşlar üzerindeki etkisi tartışılabilir. Kurumların mali yapıları, yönetimleri ve bağımsızlıkları da demokratik bir toplumda sorgulanabilir.

Ancak kurumsal bağlantılara yönelik eleştiri ile radikalleşme şüphesi birbirinden ayrı tutulmalıdır. Bir kuruluşun Türkiye'deki Diyanet İşleri Başkanlığı ile bağlantılı olması, tek başına aşırılıkçı faaliyet yürüttüğünün kanıtı değildir.

İslam ile Aşırılıkçılık Arasındaki Ayrım Korunmalı

Radikalleşmeyle mücadele, toplum güvenliği açısından önemli bir konu. Ancak bu mücadelenin inanç özgürlüğünü gözeten, somut bulgulara dayanan ve bütün toplumsal kesimlere eşit mesafede duran bir yaklaşımla yürütülmesi gerekiyor.

İslam, milyonlarca insanın mensubu olduğu bir din. Aşırılıkçılık ise belirli düşünce ve davranış biçimleriyle ilgili bir güvenlik sorunu.

Bu iki kavram arasındaki ayrımın belirsizleşmesi, sıradan Müslümanların ve dinî kuruluşların haksız biçimde şüphe altında görülmesine yol açabilir.

Önleyici Çalışmaların Önemi Vurgulandı

Vorarlberg Güvenlikten Sorumlu Eyalet Bakanı Markus Klien (FPÖ), radikalleşmenin önlenmesi için aileler, öğretmenler ve gençlerle doğrudan iletişim kurulması gerektiğini belirtti.

Toplantıda eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarının önemine dikkat çekilmesi olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.

Ancak aynı toplantıda ATİB’in somut bir radikalleşme bulgusu olmaksızın gündeme getirilmesi, kullanılan dilin ve kurulan bağlantıların da sorgulanmasını gerektiriyor.

Çünkü radikalleşmeyle mücadelede asıl ölçüt bir kurumun adı, dinî kimliği veya kökeni değil; somut faaliyetleri, hukuka uygunluğu ve ortaya konulabilen kanıtlar olmalıdır.

Kaynaklar:

-Islamistischer Extremismus im Netz erfordert intensive Prävention

- Radikalisierung: Prävention digital und real

© www.havadis.at — Tüm Hakları Saklıdır.Havadis.at sitesinde yayımlanan haber, fotoğraf, video ve internet ortamında üretilen diğer tüm içerikler, Havadis Haber yönetiminin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz veya herhangi bir mecrada kullanılamaz.