Avusturya’da göçmen kökenli toplumların hikâyesi, çoğu zaman resmi belgelerde birkaç satıra sığdırılmış gibi görünse de, gerçekte çok daha derin, çok daha insani bir mücadeleyi barındırır. Bu mücadele sadece bireylerin değil, kuşakların omuzlarında şekillenir. Göçle gelen ilk nesil ile Avusturya’da doğup büyüyen genç kuşak arasında sessiz fakat anlamlı bir anlaşma vardır. Bu anlaşma, ne yazılıdır ne de yüksek sesle dillendirilir. Ama varlığı, davranışlara, beklentilere, umutlara ve hayal kırıklıklarına sinmiştir.

İlk kuşağın hikâyesi zorluklarla örülüdür. Yabancı bir dilin ortasında, tanımadıkları bir kültürde, çoğu zaman hor görülerek, ama yılmadan çalışarak var olmaya çalıştılar. Onlar için “başarmak” hayatta kalmakla eşanlamlıydı. Bu çaba, yalnızca kendileri için değil, çocukları daha iyi bir hayat yaşasın diyeydi. Bugün, bu ülkede doğmuş, eğitim almış, kendi kimliğini Avusturya’nın bir parçası olarak kuran gençler varsa, bu, birinci kuşağın sessiz direnişi sayesindedir.

Ancak hikâye burada bitmiyor. Zira her yeni kuşak, sadece bir öncekinin mirasını devralmaz; aynı zamanda kendi yolunu da çizer. Avusturya’da büyüyen gençler artık yalnızca “misafir işçilerin çocukları” değil; bu toplumun asli ve aktif bireyleridir. Kimlikleri, hem ailelerinin kültürel mirasını hem de yaşadıkları ülkenin değerlerini içinde barındırır. Bu durum zaman zaman gerilim doğurur. Gençler, kararlarında daha özgür, daha sorgulayıcıdır. Bu farklılaşma ki burada kasıt kültürel, düşünsel ve yaşamsal yaklaşımlardaki çeşitliliktir, yanlış anlaşılmamalı; bir tehdit değil, bir zenginlik olarak okunmalıdır.

Tam da bu noktada, hoşgörüye ve sabra duyulan ihtiyaç kendini gösterir. Gençlerin dünyası, büyüklerinden farklıdır. Ancak farklı olan, yanlış değildir. Her kuşağın kendine has bir dili, bir ritmi, bir zamanı vardır. Büyüklerin gençleri anlamaya çalışması, gençlerin de büyüklerinin geçmişini küçümsemeden dinlemesi, kuşaklar arasında sağlıklı bir köprü kurmanın ilk adımıdır.

Bu köprüde en sağlam taşlardan biri de maneviyattır. Dini eğitim, burada yalnızca bir bilgi aktarımı değil, aynı zamanda ahlaki ve ruhsal bir yön bulma imkânıdır. Ancak bu eğitim; korkuyla, baskıyla değil; anlayışla, açıklıkla ve gençlerin dünyasını ciddiye alarak sunulmalıdır. Gençlerin zihin dünyasında din, bir yasaklar bütünü olarak değil, bir yaşam rehberi olarak yer edinmelidir. Maneviyat, hem kuşakları birbirine yaklaştırabilir hem de bireyin kendine olan saygısını güçlendirebilir.

Ve unutulmamalıdır ki; bugünün gençleri, yarının yaşlılarıdır. Şu an karar verme özgürlüğünü isteyen o gençler, yarın kendi çocuklarına anlayış göstermesi gereken yetişkinler olacak. Hayat bir devinimdir. Bu nedenle gençlerin farklı oluşuna sabırla yaklaşmak, gelecekte aynı sabrı kendilerinin de gösterebilmesi için bir örnektir.

Kuşaklar arası ilişki, bir hesaplaşma değil; bir anlayış yolculuğudur. Bu yolculukta kimse tek başına yürümez. Gençler ve büyükler birlikte yürüdüğünde, yalnızca geçmişe değil, geleceğe de birlikte sahip çıkılır.

Copyright ©  www.havadis.at. Tüm Hakları Saklıdır. Havadis.at yayımladığı haber, fotoğraf ve görüntü ile internet ve wap için oluşturduğu her türlü bilgi, havadis.at yönetiminin izini olmadan hiçbir şekilde kullanılamaz.

 

© www.havadis.at — Tüm Hakları Saklıdır.Havadis.at sitesinde yayımlanan haber, fotoğraf, video ve internet ortamında üretilen diğer tüm içerikler, Havadis Haber yönetiminin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz veya herhangi bir mecrada kullanılamaz.