Almanya’da, Alman vatandaşı olsun ya da olmasın, kayıtlı bir şekilde yaşayan herkes ücretsiz Corona virüs aşısı hakkına sahip. Göçmen ve mülteciler de Corona virüs salgını konusunda aynı sağlık hizmetlerinden faydalanabiliyor. Ancak ülkede sıklıkla farklı kültür ve dini yaklaşımların aşılanma eğiliminde bir etken oluşturduğu ve Müslüman göçmenlerin daha az aşı olduğu iddiaları gündeme geliyor.

Son olarak Berlin Eyaleti Başbakanı Franziska Giffey, Omicron vakalarında Almanya çapında yaşanan patlamaya değindiği bir konuşmada benzer bir açıklama yaptı ve başkent Berlin’i örnek göstererek göçmenlerin yaşadığı mahallelerde, aşı konusunda sorun yaşandığını öne sürdü. Giffey, "Belli topluluklarda aşıya karşı çekinceler var. Bu topluluklar arasında aşı yaptıranların bir daha hamile kalamayacağı veya kısır olacağıyla ilgili söylentiler dolaşıyor. Bunun değişmesi gerekiyor" dedi. Giffey’e ve daha önce benzer bir açıklama yapan eski Federal Sağlık Bakanı Jens Spahn’a tepkiler gecikmedi. Berlin hükümetinde, SPD’li Giffey’in ortağı Yeşiller’in gençlik örgütü bile Giffey’i ırkçılıkla suçladı. Ama oluşan algı, doğal olarak Alman kamuoyunda önyargıların artmasına neden oldu.

Göçmenlerin aşı olma oranı biliniyor mu?

Peki göçmenlerin COVID-19’a karşı aşı olma oranı gerçekten daha mı az? Almanya’da aşı merkezlerinde ve muayenehanelerde aşı olanların etnik ve dini kökenleriyle ilgili herhangi bir istatistik tutulmaması, Müslüman göçmenlerin genel anlamda aşı karşıtı olduğu yönündeki imalı iddiaları sorunlu bir hale getiriyor. Aynı zamanda Omicron varyantına paralel göçmen nüfusun çok daha az olduğu Polonya, Bulgaristan ve Slovakya gibi birçok Avrupa ülkesinde, vaka sayılarında rekor seviyelere ulaşılması da bu tezin doğruluğunu tartışmaya açıyor. Çok sayıda uzman, aşılanma oranının etnik ve dinsel kökenlere değil, sosyal duruma bağlı olduğunu vurguluyor.

Örneğin, Medya Uyum Servisi adlı kuruluşun yaptığı ve son bir yıl içinde salgınla bağlantılı yaşamını yitirenlerle ilgili bir araştırmaya göre, sayısal olarak Alman vatandaşı olanlara kıyasla daha fazla göçmenin öldüğü belirlenmiş. Ancak araştırma bunu kültürel veya dinsel nedenlerle değil, göçmenlerin sosyal konumlarıyla gerekçelendiriyor.

Göçmenlerin Alman nüfustan daha fakir olduğu, daha küçük evlerde ve kalabalık nüfusla yaşadıkları, daha sık otobüslere ve trenlere binmek zorunda oldukları, ayrıca özellikle kadın göçmenlerin, çoğu kez hastane ve bakım evlerinde çalışarak, olası enfeksiyonlara çok daha fazla maruz kaldıkları belirtiliyor.

Avusturya'da göçmenler daha fazla aşı olmuş durumda

Almanya’nın komşu ülkesi Avusturya’da da benzer siyasi tartışmalar yaşanıyor. İslamofobik ve göçmen karşıtı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) tarafından gündeme getirilen iddialar, orada da ülkede yaşayan göçmenleri töhmet altında bırakıyor.

Ancak Viyana Üniversitesi tarafından, Avusturya İstatistik Kurumu’nun sayıları kaynak alınarak hazırlanan bir rapor, bambaşka bir tablo ortaya çıkardı. Avusturya’da aşı yaptıranlara dini ve etnik kimlikleri soruldu ve çıkan sonuca göre Avusturya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin aşı olma oranı yerli halktan çok daha yüksek çıktı.

Verilere göre, ülkede en çok aşı olan etnik azınlık yüzde 81,8’le İranlılar. İkinci sırada 80,2’yle Çinliler yer alırken, Türkler 73,2’lik oranla üçüncü konumda. İki kez aşı oldukları saptanan Avusturyalılarsa yüzde 67,6 oranla listede sekinci sırada yer alıyor.

İstatistiklerin ortaya çıkardığı bir diğer çarpıcı sonuç, Hristiyan kökenli insanların geldiği ülkelerden, Rusya, Polonya veya Romanya kökenli göçmenler arasında aşılanma oranının çok daha az olması. Avusturya’da yaşayan Polonya vatandaşlarının yüzde 53,2’si aşılarını yaptırmış durumda. Aşı olan Rusya vatandaşları yüzde 44,5’le sondan bir önceki sırada. Listede son sıradaysa yüzde 42,6’yla Romanya vatandaşları yer alıyor.

Söz konusu verilerin, salgının başlamasından bu yana süren göçmenlerin aşılanmasına yönelik tartışmalara açıklık getireceğini belirten Viyana Üniversitesi’nden araştırmacı ve sosyal bilimci Julia Partheymüller’e göre, "Bu sayılar en azından Türkiye kökenli göçmenlere yönelik satır arası ya da açık suçlamaları sona erdirecek nitelikte. Esasında bu suçlamalar söz konusu verilerle tamamen eriyip, yok olmuştur."