Avusturya, diğer Avrupa ülkeleri gibi koronavirüs (Kovid-19) ile basında çıkan haberlerle tanıştı. Çin’de Aralık 2019’da başlayan süreç, ocak ayı ortalarında bu konuya dair “özgürlük ihlalleri” ve “Çin salgına sansür uyguluyor” temalı haberlerin artmasıyla Avusturya kamuoyunda da yer buldu.

Aile Hekimimize yönelttiğimiz, “virüsle ilgili ne gibi önlemler alıyorsunuz?” sorusuna aldığımız yanıt aslında Avusturya’ya hâkim olan kanaati de bir anlamda ortaya koyuyordu, “Biz Çin miyiz ki, sokağa çıkmayı yasaklayalım. Bizim insanımız nasıl öksüreceğini bilir.”

Koronavirüs tehlikesi, Çin’e yönelik karalama kampanyalarının gölgesinde kalıyordu, ancak Avusturya’nın salgın tehlikesini gölgede bırakan daha önemli bir gündemi vardı; Mültecilerin Yunanistan barikatını aşarak Avusturya’ya ulaşmaları nasıl önlenecekti?

Avusturya’da, seçimlerden 100 gün sonra, merkez sağcı Halk Partisi (ÖVP) ile Yeşiller arasında kurulan ‘turkuvaz-yeşil’ koalisyon hükümeti (8 Ocak 2020) iki büyük sınavla karşı karşıyaydı: Mülteci krizi ve koronavirüs salgını.

ERKEN MÜDAHALE ŞANSI KAÇIRILDI

Genel kanı, virüsün Avusturya’yı fazla etkilemeyeceği yönündeydi. Çin’i küçümseyen, virüsü önemsemeyen yaklaşımlar ta ki 25 Şubat’ta Avusturya’nın İtalya sınırındaki dünyaca ünlü kayak merkezlerine sahip Tirol eyaletinde, iki İtalyan vatandaşında yapılan testlerde koronavirüs tespit edilmesine kadar sürdü. Aynı gün virüs İsviçre ve Hırvatistan’da da görüldü. İtalya’da ise virüs nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı henüz 11’di. 

Sonraki gün, kısa bir süre önce Başbakan Kurz’un da kaldığı Innsbruck Hotel karantina altına alındı. Viyana’daki bir okul kapatıldı. Almanya Sağlık Bakanlığı korkutan açıklamayı yaptı, “salgının yayılmasını takip edemiyoruz.”

Beyaz Saray’dan “virüs tehlikesi nedeniyle” ABD Başkanı Donald Trump’ın Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz ile yapacağı görüşmeyi iptal ettiği duyuruldu.

Avusturya “Acil Yardım Hattı” oluşturulduğunu ve vakalar için 59 hastanenin belirlendiğini duyurdu. Avusturya son derece iyimserdi. Başbakan Kurz, ülkesinin koronavirüsle mücadelede Almanya ve İtalya ile yakın işbirliğinde olacaklarını ilan etti. Avusturya Merkez Bankası Başkanı ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) Yönetim Konseyi üyesi olan Robert Holzmann’dan piyasaları rahatlatan açıklama geldi: “Kovid-19’un ekonomi üzerinde uzun vadeli bir etkisi olmayacak.”

İtalya’dan ölüm haberleri peşi sıra geliyor, İsrail’in Avrupa’ya uçuşları durduracağı haberleri yapılıyordu. Avusturya’nın Devlet kanalı ORF başta olmak üzere tüm kanallarda ana gündem hala mülteci kriziydi (4 Mart 2020). Tehlike çanları çalıyor vaka sayısı 50’lere ulaşıyordu ama koronavirüs Avusturya’da ana gündem olmayı başaramıyordu. Böylece, sürece erken müdahale şansı yitirildi.

MUHALEFET VE İKTİDAR KENETLENDİ

Vaka sayısının bir günde iki kattan daha fazla artış göstererek 112’ye ulaşmasıyla, artık ülkenin ana gündemi değişti. Artık ana gündem koronavirüstü. Salgının Avusturya geneline yayılmasıyla Avusturya yönetimi hatadan dönülecek kararları almaya başladı. Nihayet, ilk vakanın üzerinden tam iki hafta geçtikten sonra, beklenen karar alındı. İtalya sınırına termal kameralar yerleştirileceği ve kontrol noktaları oluşturulacağı açıklandı. Karar uyarınca, İtalya’dan Avusturya’ya girmek isteyenler, önce sağlık kontrolünden geçirilecek; bunu reddedenlerin Avusturya’ya geçişine izin verilmeyecekti.

Pazar günü olmasına rağmen, Başbakan Kurz, kameralar karşısına geçti ve hükümetin koronavirüse karşı sert önemler alacağını ortaya koyan ve ilk aşamada 1 Nisan tarihine kadar geçerli olacak kararları açıkladı (10.03. 2020). Sonrasında günden güne sürekli olarak tedbirler artırıldı.

Avusturya; iktidarı ve muhalefetiyle bir bütün halinde hareket ederek çözüme yönelik fikirler ve siyasetleri tartışarak ilerledi. Bu doğrultuda 15 Mart’ta, ilk kez bir pazar günü yapılan parlamento toplantısı, bir dönüm noktası oldu. Virüse karşı belirlenen tedbirleri içeren “Kovid-19 Gesetz” adlı yasa oy birliği ile onayladı. O gün muhalefet salgına karşı ayrılan 4 milyar avroluk bütçeyi yetersiz buldu ve daha fazla kaynak ayrılmasını savundu. İlerleyen günlerde, muhalefetin dediği oldu. Bütçe 38 milyar avroya yükseltildi.

Kurz, birlik vurgusu yaptı ve “biz Avusturya takımıyız, hep birlikte mücadele edelim” dedi. Muhalefet partisi Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) Genel Sekreteri Herbert Kickl, Kurz’un sözlerine, “Şu an ülke olarak birleştiğimizi görüyoruz. Parlamento ilk kez somut ve hızlı kararlar aldı. Salgın hastalık dönemlerinde doğru olan budur” ifadeleriyle destek verdi.

DOKTORLAR ODASI BAŞKANI’NIN İMDAT ÇIĞLIĞI

Avusturya Doktorlar Odası Başkanı Univ. Prof. Dr. Thomas Szekeres, 21 Mart’ta meslektaşlarına yönelik “acil durum çağrısı” yaptı. “Bu mektubu gazetecilere ve siyasetçilere ulaştırın” diyen Szekeres, sağlık çalışanlarını koruyacak ekipmanın kalmadığını, ameliyat maskesi sayısının bile çok az kaldığını, milyonlarca maskeye ihtiyaç olduğunu açıkladı. Szekeres, “ABD’nin dünya çapında yaptığı büyük çapta alışverişler sebebiyle, önümüzde ki süreçte korunma ekipmanı kalmayacak” uyarısı yaptı.

Avusturya’nın bu günlerde sağlık alanında yaşadığı sıkıntılar, son 3-4 yılda sağlıkta yaptığı özelleştirmelerin kaçınılmaz bir sonucu. Yaşananlar, “sağlıkta özelleştirme” eğiliminin terk edilmesi için önemli bir uyarı niteliğinde.

İŞSİZLİK ARTIŞI VE KURZARBEIT ÖNLEMİ

İş ve İşçi Bulma Kurumu (AMS) Genel Müdürü Johannes Kopf, 16-23 Mart tarihleri arasında 138 bin kişinin işsizlik maaşı için kayıt yaptırdığını açıkladı (24.03.2020). Aslında bu hükümet açısından beklenen bir durumdu. Hükümet işsizler ordusunu öngörerek, “Kurzarbeit” (kısa süreli çalışma) sisteminin önünü açmış, Çalışma Bakanı Christina Aschbacher, müracaat eden herkesin bu haktan (Kurzarbeit) yararlanacağını duyurmuştu. İşveren çalışanların çalışma süresini kısaltabilecek ve çalışana sadece çalıştırdığı sürenin parasını ödeyebilecekti. İşçinin alacağının geri kalan kısmını ise AMS karşılayacaktı. İşyerlerinin büyük bir çoğunluğu kısa süreli çalışma sistemini hayata geçirdi, ancak işsiz sayısında artış durdurulamadı. Salgından başlamadan önce 400 bin olarak açıklanan işsiz sayısı 538 bine çıktı.

2. DÜNYA SAVAŞI’NDAN SONRA EN BÜYÜK MÜCADELE

Avusturya yeni dönemin zorunlukları ve eski dönemin anlayışları, alışkanlıkları arasında sıkışıp kaldı, bocaladı, virüsün yayılmasının önüne geçemedi, ancak mücadele noktasında adım adım net ve sert bir iradeyle buluşacak çizgiye girdi.

Ocak ortasında, Wuhan’da karantinada ilan edilmeden hemen önce, ÇKP’nin 90 milyon üyesine gönderdiği Xi Jinping’in “Savaştayız ve şimdi savaşma zamanı” mesajına benzer bir mesaj, Başbakan Kurz tarafından verildi. Kurz, 15 Mart’ta yaptığı konuşmada, koronavirüs salgınını Avusturya için, “2. Dünya Savaşı’ndan sonra en büyük mesele” olarak niteledi.

Bunun gereği sonraki günlerde yerine getirildi ve Avusturya Savunma Bakanı Klaudia Tanner, koronavirüs nedeniyle “2. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez askeri seferberlik ilan edildiğini” ilan etti. Tanner, Avusturyalı askerlerin salgına karşı gıda malzemesi ile tıbbi destek sağlamak ve operasyonlara yardımcı olmak için ‘savaşmalarını’ istedi.

Savunma Bakanlığı’nın “gönüllü olun” çağrısının ardından, kısa sürede 2 bini aşkın kişi orduya yazıldı.

Avusturya hükümeti (14 Mart’ta aldığı kararla) tarihinde ilk kez ‘Dünyanın hiç bir yerine seyahat etmeyin, her yer tehlikeli’ uyarısını yaptı. O güne kadar hiç bir hükümet, dünya çapında geçerli olan bir seyahat uyarısı yapmamıştı.

Avusturya peş peşe aldığı karalarla virüs vakalarındaki artışı yavaşlatmayı hedefledi. Sağlık Bakanı Rudolf Anschober, Çin’i örnek göstererek, “sosyal mesafe”nin virüsün bulaşma riskini azaltmaktaki önemine vurgu yaptı.

Telekom Austria AG (A1), “pandemiyi yavaşlatmak amacıyla” kullanıcıların konum verilerini hükûmetle paylaştığını açıkladı.

İçişleri Bakanı Karl Nehammer, “telefondan da etkili bir yöntem olarak, trafiğin akışı ve insan toplulukların sokakta var olup olmadığını kontrol etmek için insansız hava araçlarının (İHA) kullanıldığını” söyledi. Tedbir kararlarına uyulmamasından dolayı 2893 ceza işlemi uygulandı (23 Mart 2020).

Amiral Cem Gürdeniz’in Aydınlık’taki yazısında (22 Mart 2020) belirttiği gibi, “Kovid-19 krizi belki bir silahlı çatışma yani savaş değildi, ancak yarattığı etki ancak dünya savaşı ile kıyaslanabilecek seviyede” gerçekleşmekte ve Avusturya da bunun gereği olarak cansiperane savaşmakta…

HALK HIZLI KAVRADI

Emniyet birimlerin denetimi sıklaştırması ve hükümet yetkililerinin açıklamaları ve tabi ölüm hadiseleri vatandaşın koronavirüsü ciddiye almasını sağladı. Gazetelerin astroloji sayfalarında bile virüse karşı yapılması gerekenler ele alındı. Kurier gazetesi, astroloji sayfasında her burca özel cümlelerle “evde kalsan daha iyi” uyarısında bulundu.

İnsanlar işin ciddiyetini hızlı kavradı, sokağa çıkma oranı çok kısa bir sürede yüzde 10’un altına düştü. Hükümet yetkililerinin sık sık kameralar karşısına geçerek, halkı bilgilendirmesi, halkın bilinçlenmesinde ve kararlara daha sıkı uymasında önemli rol oynadı. T.C Cumhuriyeti Viyana Büyükelçiliği ve konsolosluklar (Viyana, Salzburg, Bregenz) uyum içerisinde çalışarak, vatandaşları en hızlı şekilde bilgilendirdi.

Evet, eleştirdiğimiz tüm yönlerine, hata ve eksiklerine rağmen virüsün bir faciayı doğurduğu İtalya’nın kapı komşusu olan, Der Spiegel tarafından “salgının Avrupa’ya yayılma merkezi” olarak suçlanan Avusturya; meseleye insan odaklı bakmayan, “aman ekonomi zarar görmesin” anlayışına sahip, başta Almanya, Fransa ve diğer Batı ülkelerine nazaran daha iyi sınav veriyor. Bu, kuşkusuz, Avusturya’nın Çin’in tecrübesinden de yararlanarak aldığı tedbirlerin sonucu.

Avusturya, salgın sürecinde Çin’i yakından izledi. Çin’e yardım amaçlı 2,4 milyon eldiven ile 100 bin koruma maskesi gönderdi. Kurz, Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasında Çin’i örnek gösterdi, ‘’Çin’e bakarsak, 10 gün içinde bir hastane inşa edebiliyorlar. Avrupa’da bunun yapımı için ilk hazırlık toplantısının ne zaman yapılacağını yaklaşık 10 gün tartışırız. Karar vermek yıllar, sonrasında inşa etmek de muhtemelen yine yıllar alacaktır.” (15 Şubat 2020).

Başbakan Kurz, son açıklamasında, “alınan önlemlerin verimli olduğunu” söyledi. Kurz’un ardından konuşan Sağlık Bakanı Anschober, artışın oransal olarak günlük yüzde 35’ten 20’ye düştüğünü belirtti ve ekledi, “Genel durum düzeldi ancak, hala istediğimiz noktaya varamadık.” 26 Mart itibarıyla son durum: Test sayısı 35 bin 995, vaka sayısı 6 bin 1, ölü sayısı 42.

ALMANYA’NIN EYALETİ AVUSTURYA’YI ÖRNEK ALIYOR

Almanya’nın Bavyera Eyaleti, mücadelede rotasını Almanya merkezi hükümetine değil de Avusturya’ya bakarak belirlediğini duyurdu. Bavyera Eyaleti Başbakanı Markus Söder önlemleri alırken Avusturya modelini “bire bir” örnek aldıklarını söyledi. Sebastian Kurz ile telefonlaştığını açıklayan Söder, Almanya Federal Hükümeti’ne de kuralların tek merkezden belirlenmesi ve daha sert önlemler alınması çağrısında bulundu.

Söder’in açıklamaları, virüsle mücadelede merkezi yönetimlerle eyalet yönetimleri arasında beliren çatlaklar, Avrupa Birliği’nin (AB) yanı sıra Avrupa’da pek çok ülkenin uyguladığı eyalet siteminin sorgulanacağının gösteriyor. Mevcut kriz yönetimlerinde, devletçiliğe olan ihtiyaç daha da belirginleşti. Geleneksel olarak muhafazakâr bir yapıya sahip olan Bavyera Başbakanı’nın çıkışı, esas olarak bir merkezi devleti, daha katı ve tek disipline işaret eden bir nitelik taşıyor.

Markus Söder’in belirttiği anlayış, Avusturya’ya hâkim olan yaklaşım ile örtüşüyor. Kurz, eyalet başkanlarına merkezi hükümetle uyumlu çalışmaları nedeniyle teşekkür ettikten sonra “zaten buna mecbursunuz” imasında bulunmuştu. Avusturya’nın hâlihazırda benimsediği tek disiplin anlayışı Avrupa geneline de yayılıyor. Salgınla mücadele bu anlamda da, AB ülkeleri için yeni bir sürecin habercisi.

Salgın AB’nin varlığını öne sürdüğü değerlerinin yıkıldığını bir kez daha ortaya koydu. Başta Kurz olmak üzere Avrupalı liderler, artık Avrupa’da “dayanışma”nın sözde kaldığını dillendiriyor. Kurz, bu durumun ileride AB’nin sorgulanmasına yol açacağına vurgu yapıyor.

KORONANIN GÖSTERDİĞİ ÇIKIŞ YOLU

Koronavirüsle birlikte, küreselleşmenin ve liberal politikaların etkisini yitirdiği süreç daha da hızlandı. Hem virüsün vereceği zararın boyutlarını hem de virüsten de önce başlayan ekonomik çöküşün enkazını kaldıracak devletçilik ve kamuculuk dışında bir yöntem bulunmuyor.

Yaşattığı tüm acılar nedeniyle onu bir kaşık suda boğmak istesek de, koronavirüs insanlığa bir çıkış yolu gösterdi: Bireysel kâr sistemi yerine toplum çıkarını esas alan sistem ve halka dayanan devlet modeli insanlığın kurtuluşudur.

Virüsün Avrupa’nın önüne koyduğu bir başka gerçek de şudur; Avrupa açısından büyümek ve söz sahibi olabilmek için, Asya ile kucaklaşmak ve işbirliği yapmaktan başka bir yol yok.

Zaman; devletçi, kamucu yönelişlerin doğruluğunu bir kez daha ispatladı. İnsanlık birbiriyle boğazlaşarak değil, birbirine yaslanarak ilerleyecek. Şimdi sadece Avrupa’nın değil tüm dünyanın, tüm insanlığın önünde duran gerçek de, gündem de budur.

ALINAN TEDBİRLER

Sınırlar transit ve nakliye geçişleri dışındaki geçişlere kapatıldı.

Tüm okullar kapatıldı, uzaktan eğitime geçildi.

Etkinlikler iptal edildi. Gösteri ve yürüyüşler yasaklandı.

Eczane, banka, postane vb. hariç tüm işyerlerinin faaliyetleri durduruldu.

Hava ulaşımı durduruldu. (Kargo uçakları hariç.)

Toplu ibadetler iptal edildi.

Tüm spor müsabakaları askıya alındı.

Eyalet seçimleri ertelendi.

Beşten fazla kişinin bir araya gelmesi yasaklandı.

Park ve oyun alanları kapatıldı.

Sosyal mesafe kuralı getirildi.

Çok sayıda yerleşim yeri karantina altına alındı.

Fuar alanları ve bazı spor salonları kötü senaryoya hazırlık amacıyla seyyar hastaneye dönüştürüldü.

Tedbirlere uymayanlara (3600 avroya) ceza kesilmesi kararı alındı.

SOKAĞA ÇIKMAK İÇİN GEREKLİ 3 NEDEN

Salgına karşı çıkarılan “Kovid-19 Gesetz” adlı yasayı Başbakan Kurz şöyle özetliyor: “Sokağa çıkmak için sadece üç geçerli neden var.”

1. Evden çalışma imkânı olmayan ve toplum için kritik öneme sahip mesleklerde çalışmak için.

2. Gıda ve ilaç benzeri ihtiyaçları karşılamak için.

3. Yardıma muhtaç insanlara yardımcı olmak için.

 

YENER GÜNEŞ / VİYANA